SOSYAL ŞİZOFRENİ


Çevremizdeki olaylara baktığımız zaman, ülkemizde bir sosyal şizofreninin yaşandığı ortaya çıkmaktadır. İnsanlar arası diyaloglarda, aile içi problemlerde ve sosyal davranışlarda bunu görmek mümkün olmaktadır. Tüm bunların aileden başlayarak, eğitim-öğretin sürecindeki hatalardan ortaya çıktığı gerçeği de ortadadır. Uzun zamandır üzerinde durulan, sorgulama olmadan ezberci eğitim-öğretim sistemi bunun sebebidir. Bir beyinin çalışma sistemi, insan vücudunu meydana getiren diğer organlardan farklı değildir. Bir halterci veya güreşçi veya bir spor dalındaki atlet, kendi ile ilgili kaslarını çalıştırarak formda tutmak durumundadır. Elbette, iş sadece kaslarını çalıştırmanın ötesinde, taktik ve planlamada yapma gereği de vardır. Ülkemizdeki sosyal şizofreni eğitim-öğretimdeki yanlışlar, özellikle de sorgulayıcı eğitim- öğretimden uzaklaşma bunun sebebi olarak ortaya çıkmaktadır. Dinlediğiniz birçok konuşmacılarda, hangi soruyu sorar iseniz, sorunuz; Âdem ile Havva’dan başlanır ve hep aynı fasit daire üzerinde durularak cevap verilmektedir. Bunu üniversitelerimizde, hatta akademik insanlarda bile görmeniz mümkündür. Beyinin aynı yönde çalıştırılması sonucu, artık beyin bu düşünce tarzının dışına çıkamamaktadır. Eğer çıkmak ister ise, bu ona çok acı vermektedir.

Buna en iyi örneğini ise, Galileo Galilei (1564-1642) olayında görmekteyiz. Bir pagan olan, İskenderiyeli, Klaudyos Batlamyus(0085-0156), eski Yunanlı, matematikçi, coğrafyacı ve astronom’dur. Onun ortaya koyduğu evren modeli ise, güneş ile aya ilâve olarak, o zaman bilinen 5 planet, Dünyanın etrafında dönmektedirler. Bunların hepsi ayrı birer yörüngede döndükleri için de, arş yedi kat olarak kabul edilmiş ve bunun üzerinde ise, tanrı katı, ledün bulunmaktadır. Batlamyus’un bu ortaya koyduğu evren model anlayışı, 1500 yıldan fazla egemen olmuştur. Aynı zamanda Hıristiyanlık anlayışına da uygun düştüğü için de, bu dinin içinde yerini almıştır. Bir makalemde, Galileo Galilei kim yargıladı sorusunu sorarak, onu Hıristiyan rahiplerinin yargılamasına rağmen; esas yargıyı yapanın pagan Batlamyus’un teorisi olduğunu ifade emiştim. Tarihi süreç içinde bu gibi durumlarla karşılaşılmaktadır.

Günümüzdeki insanlarımızda da çok rastladığımız bir durumdur. Her türlü davranışta ortaya çıkan, radikal, bağnaz durumları görmek mümkündür. Bilim insan aklının sınırları zorlayıcı bir hızda ilerlemektedir. Buna bir örnek verecek olur isek, insanlığın var oluşunda, 2015 yılına kadar olan bilimsel buluşların tamamı kadar buluş 2016 yılında yapılmıştır. Aynı durumu 2017 yılı için de söyleyebiliriz. Bilimselliğin bir diğer özelliği ise, bilim içinde tamam bu son diyebileceğimiz bir aşama olmadığı gibi, tam doğru olan, değişmez olan da yoktur. Bilim, kendi yanlışlarını da düzelterek ilerler. Hiçbir zaman statik değildir. Zaten statik olan hususlar da bilim olamazlar. Bunun için gençlerimize, sorgulamağı ve soru sormayı öğretmemiz gerekir. Esas olarak bu insan tabiatında vardır. Çocukların büyürken ne kadar çok soru sorduklarını görmüşünüzdür. Onlar içinde bulundukları bu evreni soru sorarak öğrenmektedirler. Sebebini açıklamaya lüzum görmeden, işte bu böyledir, diyerek onların zihinsel yapılarına, şizofreni düşüncesini yerleştiriyoruz. Bizden sonraki nesillere vereceğimiz en büyük hizmet, bilim bağnazlığından kurtularak, bağımsız olarak düşünce tarzını vermemiz ve sorgulamayı öğretmemizdir. Reformdan önceki dönemdeki, İncil ile sonrasındaki, İncil arasunda fark yoktur. Sadece bilimin bağnazca düşünceleri yırtarak atmasıdır. Saygılarımla.