İLETİŞİM SELAMLA BAŞLAR


Selâm; birbirimizi tanımanın, diyalog kurmanın, karşılıklı fikir alışverişinde bulunmanın, her türlü zorluklara ve tehlikelere karşı kenetlenmenin, dayanışma ve yardımlaşmanın gönül anahtarıdır.

 

Ben de selamların en güzeli olan Allah'ın selamıyla can-ı gönülden selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum:

 

 "Selamün aleyküm." 

 

Buna binaen meramımı daha iyi ifade edebilmek ve siz değerli okuyucularım tarafından daha iyi anlaşılabilmek için yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de geçen şu duayla başlamak istiyorum:

 

"Musa: Rabb'im! dedi, kalbime genişlik ver, işimi bana kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz. Ki sözümü iyi anlasınlar." (Taha Suresi, 20/25-28)

 

“Bismillah” diyerek Mehmet Akif Ersoy’un, 

 

“Ah ne olur bütün eli kalem tutanlar… Milleti irşad edecek faideli şeyler yazsalar…” sözünden ilham alarak; “Halka hizmet Hakk’a hizmettir…” aşkı ve şevki ile yürüttüğümüz kırk bir yıllık idarecilik tecrübesini bir nebze olsun gençliğimize aktarabilmek için araştırma, yazma ve anlatma yoluna koyulduk. Gayemiz; Aziz milletimize ve bizlere emanet olan göz aydınlığımız evlat ve torunlarımıza ışık tutabilmek, faydalı olabilmektir. Yine Bakî’nin, “Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” dediği gibi, şu âlemde hoş bir sadâ bırakabilmektir.

 

Her kıymet, "Ben kimim? Ne yapmalıyım?" diye insanın kendini sorgulaması neticesinde ortaya çıkar. Bu sorgulamanın naçizane benim penceremden bir manzarasını göreceksiniz.

 

Bu noktada kendimize, çevremize baktığımızda hepimizin yüreğini yakan ve aşılması gereken bir engelimiz var: İletişim…

 

İnsanlar bireysel dünyasında, aile ortamında ve sosyal hayatında sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmek için çevresindekilerle iletişime geçer. 

 

İletişim terimi, duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme anlamına gelmektedir. Sözlü iletişim ise "insanın duygu, düşünce, izlenim ve tasarımlarını sözle bildirmesi" demektedir (Saraç, 2006).

 

İletişim üzerine yapılan incelemelere ve tavsiyelere şöyle bir baktığımızda bunun bütün çağlarda önemli bir konu olduğunu görüyoruz. Bütün araştırmalarda en dikkat çeken husus şudur: "İletişim selamla başlar." 

 

Nitekim yüce kitabımızda şöyle buyurulmaktadır: “Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın yahut aynı ile karşılık verin.” (Nisa Suresi, 4/86)

 

Ebû Hureyre (ra) den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (sav) bu konuda şunları söylüyor: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!” (Müslim, İman 93-94)

 

Aşağıda sayacağım hususların çok önemli olduğunu ifade etmek istiyorum:

 

 

Peki, neden iletişim öyleyse? Çünkü her şeyin başlangıcı, var oluşun ilanı, bildirimi ve aktarımıdır iletişim. Bu sebeple “önce iletişim” diyoruz. 

 

Teknolojinin gelişmesi sayesinde birbirimize çok kolay ulaşabiliyoruz; ancak “karşılıklı olarak birbirini anlamak” anlamına gelen iletişim kurma konusunda zayıf kaldık. Maalesef iletişim kurmak, unutulan bir davranış haline geldi. ”Öğrencimle iletişim kuramıyorum, öğretmenimle iletişim kuramıyorum, eşimle iletişim kuramıyorum, çocuğumla iletişim kuramıyorum, annemle iletişim kuramıyorum, patronumla iletişim kuramıyorum” gibi cümleleri çokça duyuyor oluşumuz da bunu gösteriyor.

 

Amacımız doğru iletişime giden yolda yürümek. Doğru ve güzele talepkâr olacağız, iyi iletişim nasıl olur, onun peşinden gideceğiz. Bu gidişimizde bizlerin yolunu başta Allah'ın kelamı, Resul’ünün kılavuzluğu ve büyüklerimizin nasihatleri aydınlatacak. 

 

İletişim, kişiler arasında, duygu, düşünce, bilgi ve haberlerin, akla gelebilecek her türlü biçim ve yolla kişiden kişiye karşılıklı olarak aktarılmasıdır. Kısacası kişilerin birbirlerini anlamasıdır. Tanımına bakınca nasıl da anlaşılır görünüyor iletişim! 

 

Kişilerin birbirlerini anlaması… Peki ama bunca iletişim problemi nereden çıkıyor? Birbirimizi neden anlayamıyoruz? Neden bunca karmaşa, hengâme, "ben, ben" çığlıkları? Cevabı çok basit. Çünkü dinlemiyoruz, dinlemeye değer görmüyoruz, karşımızdakinin söylediklerine zaman ayırmıyoruz. Kendi kafamızın içindeki doğrulardan başka doğru yokmuşçasına belki acımasız olacak ama bencilce davranıyoruz.

 

İyi bir dinleyici olmak iletişim açısından stratejik bir öneme sahiptir. Unutmamak gerekir ki, iki kulağımız, bir ağzımız vardır. Bu da dinlemenin konuşmadan daha önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Doğan Cüceloğlu bu noktada şu tespitte bulunuyor: "Doğuştan iyi dinleyici olanların sayısı azdır. İyi bir dinleyici olabilmek için bilinçli bir çaba ve yeni beceriler öğrenmek gereklidir."

Fazla mı bencilleştik acaba?  “Benim isteklerim önce gelir. Karşı taraf kırılsa da önemli değil benim isteklerim, benim mutluluğum…”

 

Hayır! Bu zihniyet, her şeyden önce yaratılışımıza aykırı. Dinimizde istişare emri yok mu? Bayramlarımızı, düğünlerimizi sevdiklerimizle kutlayarak mutlu olmuyor muyuz? Cenazelerimizde acılarımızı eş, dost akraba ile paylaşmıyor muyuz? Bunca bireysellik bize göre değil besbelli… 

 

Gözlerinin içine bakarak karşındakine gönülden verdiğin bir selamla, o insana dünyaları verirsin. Tamam, teknolojiyi kullanalım ama toplum olarak ilerlememiz için elimizdeki güzel değerleri kaybetmeden kullanalım.

 

İletişimimizi koparmayalım. Göz teması ile kazanacağımız güzellikleri kaybetmeyelim. Kaybolmayalım sanal dünyalarda! İletişimde sabır başarılı sonuçlar doğurur. Emek vererek, zaman tanıyarak, sevgiyle besleyerek, özveriyle, diyalogla tartışmasız başarılı sonuçlar elde ederiz. 

 

"Kötü düşündüğünüz ya da sizin için kötü düşünen bir insan için, kırk gün güzel söz söyleyip olumlu hisler beslediğinizde karşı taraf da, sizin için olumlu düşünmeye başlar, dönüşür" diyor gönül mimarları.

 

 

Anlamak ve anlaşılmak dileğiyle… İlahi kelamdan önce yerinde bir tespiti aktaralım: 

 

"Kur’an-ı Kerîm, Hz. Peygamber’e sözlü olarak vahyedilmiştir. Kur’an, sözlü iletişim dilinin, güzel, yumuşak, kolay bir üslup temeline dayandırılmasını istemiştir. Kaba, çirkin ve sert sözlerle kurulan iletişimde başarı sağlanamayacağı gibi, ulaştırılması istenilen mesajın etkili olması da söz konusu değildir. Bu yüzden muhatap kim ve anlatılmak istenilen ne olursa olsun sözlü iletişim dili, gönülleri kazanabilecek nitelik ve güzellikte olmalıdır." (Buladı, 2018: 21).

 

Cenab-ı Hak buyuruyor ki; "Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır." (İsra, 17/53)

"... İnsanlara güzel söz söyleyin..." (Bakara, 2/83)

 

“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.” (Tâ-Hâ, 20/44)

 

"Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle." (Nisâ, 4/63) 

 

Ve yeri geldiğinde Resulünü bile uyarıyor doğru iletişim için: "Yüzünü ekşitti ve sırtını döndü." (Abese, 80/1).

 

"Allâh'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159).

 

"Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler).” (Furkan, 25/63).

 

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” atasözünde olduğu gibi, insanlar, sürekli tatlı, yumuşak, kolay ve ciddi sözlerden oluşan mesajlara kulak vermiş ve bu ilkelerle beslenen mesajları kabul etmeye daha fazla yatkınlık göstermişlerdir. Allah Teâlâ, insanın fıtratında olan bu duygu ve kabiliyetlere uygun olarak peygamberlere kolay, güzel ve yumuşak dil ile masajlarını iletmelerini emretmiştir. Yumuşak söz, iletişimin hedefine ulaşmasında o kadar önemlidir ki, Allah Teâlâ, İsrailoğullarını ezen, baskı uygulayan, onları en ağır işlerde çalıştıran ve bütün bunların yanı sıra ilahlık iddiasında bulunan Firavun’a bile yumuşak sözle mesajının ulaştırılmasını istemiştir. Keza Kur’an, Hz. Muhammed (s.a.v)’den de bu yolu izlemesini istemiş ve onun başarısını muhataplarına yumuşak davranmasına ve muamelesine bağlamıştır." (Buladı, 2018: 51).

 

İlahi kaynaktan terbiye alan Resulullah (s.a.v) yaşamı boyunca insanlarla ilişkilerinde şu iletişim kurallarını yaşayarak bize öğretmiştir:

 

 

Atalarımız, bizlere pusula olacak; 

 

sözleriyle doğru iletişim yolunu bizlere sunmuşlardır.

 

Bizler bu toplumun bir ferdi olarak, doğru iletişim kurma konusunda işimiz çok kolay. Çünkü tüm kültür kodlarımız bizleri doğru iletişim kurmaya yönlendirecek özelliklere ve araçlara sahiptir. Aslında biz sahip olduğumuz değerler ile doğru iletişim konusunda hem din kaynaklı hem de milli kültür kaynaklı en güzel şekilde kodlanmış, programlanmışız. Yeter ki biz kendimizi, kimliğimizi bilelim. Değerlerimizi özelliğimizi tanıyıp sahip çıkalım, hayatımıza aksettirelim. 

 

Yaşamdan süzdüğüm tecrübelerden, sahip olduğum değerlerden çıkardığım sonuçları sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Doğru bir iletişim için;

 

 

Emekli Hakim Sayın Yusuf ZABUN, iletişimin önemi ve hayattaki etkisini o güçlü kalemiyle;

 

“İletişim; Bir hissin, bir fikrin yâ da bir bilginin paylaşımı olsa da sanıldığı kadar kolay bir ameliye değildir.

 

Zirâ; Kişilerin birbirini anlayabilmeleri, duygu ve düşüncelerini, bilgilerini akla gelebilecek her türlü biçim ve yollarla aktarabilmeleri karmaşık bir işlem.!!!

 

Maddî ve manevî boyutu bulunan bir iletişim için lisân gerekliyse de şart değildir.

Sükût ederek, yaş, tahsil, cins ve cibilliyet hatta yaratılış farklılıklarına rağmen iletişim kurulabilir.

Bunu siyasi mülâhazalar, hemşerilik duyguları, inanç ve kabile bağlantıları, aidiyet hissi, aşk gibi ulvî duygular etkileyebilir.

 

Aksi halde, bir sübyânın annesiyle kurduğu bağı, evdeki kedi yâ da papağanla kurduğu iletişimi nasıl izâh edebileceğiz?

 

Kişiler, kitleler, kavimler, ülkeler veya devletler arası irtibat, münasebetler de iletişim cümlesindendir.

 

İrtibat ile aynı kökten gelen murtabit kelimesi de; Bağlı olma, bağlantı kurma, ilişkili olma, muhabbet, dostluk ve alâkadarlık demek.!!!

 

Günümüzde kitle iletişim vasıtalarıyla fikir ve haberler çok kısa sürede çok geniş kitlelere ânında iletilebiliyor. İletişimin sağlıklı yürümesi adına gazeteci, muhabir, muharrir gibi mesleklerin yanında Üniversitelerde konuyla alâkalı "halkla ilişkiler" gibi bölümler eğitim vermektedir.

 

Yüzyılın başlarına kadar kitap, mektup, telefon, telgraf gibi vasıtalar varken sonraları radyo, televizyon, fax, internet ve şair sosyal medya gündeme geldi.

Teknoloji ilerledikçe iletişim vasıtaları da hâliyle çeşitlenmekte.!!!

 

Oysa ilkel çağlarda davul, ateş dumanı, Giresun Kuş köyünde olduğu gibi ıslık vs. vardı.

 

Ses tonu, beden dili, sanat, edebiyat gibi vasıtalar ise; her dönemin iletişim ögeleridir.!!!

 

Bilhassa hitap ederken mümkün oldukça hafif el temasıyla iletişim mutlak hedefine ulaşacaktır. Samimiyet düzleminde bir iletişim.! Cenâb-ı Peygamberimizin sünneti.!!!

 

İletişim sadece kişiler arası mıdır? Hayır.!

Ya yaratılanın Yaratıcı ile iletişimi.!!!

 

Kulun Rabbül'âlemin huzurunda ki ubudiyeti,

iletişimi dua iledir.

Kulun Halik'e rabıtasıdır dua.!!!

 

Öyleyse rabıta nedir?

İmam-ı Rabbanî Hazretlerine sorduklarında "Duadır" diye cevap vermiştir.

Ya İmam! dua nedir diye sual tevcih ettiklerinde; "Anmaktır" buyurmuştur.

 

Yâni "dua, Yüce Yaratıcı ile inayet, rahmet, nusret ve selâmet dilemek üzere gönülden seslenerek iletişim kurmak.!!!

 

Dua, huzura açılan bir kapı.!

 

Kulun Halik'e müteveccih adım atması.!

 

Du⸠kirlenen her varsa temizleyici ve gönüllerin itminanıdır.

 

Dua acziyetin tescili, afvun müsecceli.!

 

Dua, tefekkür ve tezekkürle sekine-i penâh.!

 

Dua; Görünmez, bilinmez sinyallerle kozmik alemin yırtılarak Yaradan ile bağ kurmakdır.

Lisana ya da sukûte dökülen meramın sâhibine arzı.!!!

 

Dua, Sevgiliye coşkulu hislerle bağlanmadır.!!!

 

Dil-i mübberrânın pâk-i musaffâ vicdanıdır.!!!

 

Derûni duyguları, kuldaki saklı hisleri titreşime sokan vasıta.!!!

 

Rûhun habl'ül metînle kavî bağlanışı.!

Filizlenen habbenin, yarılan kabukların mebde-i av şîrini, himâye-yi tomurcuğudur.!!!

 

Dua¸ rûh-u rahşânın irtifâ-yi dırâhşânıdır.

 

Dua¸ pertev-i aşkın tezahürü, parlayan ışığıdır.

 

Allah'a hâlet-i rûhiyenin iniltisi, kalb-i hulûsinin sessiz çığlığı, iştiyâk-ı bezl-i cânın ferdadır.

 

Ve hepsinin fevkinde Hâmid Hamideddîn Ateş Efendi'nin kelâm-ı kibârıyla;

“Dua gönülden seslenmek.!

Peygamber Efendimizin hadîs-i şerîfiyle "Dua ibadetin ta kendisidir. Dua mü'minin silâhı¸ dinin direği¸ semaların ve arzın nurudur".!!!” şeklinde ifade ediyor.

 

Velhasıl; 

 

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel özetlemiş: "Yumuşak söz ve bol selam insanların sevgisini kazandırır."

İnanarak ifade ediyorum ki; kalbiniz ve diliniz samimiyetle dolu olursa, ummadığınız kadar seveniniz olur.

Onlardan bir kalem ve kelam erbabı güzel sözlerle kitabını takdim ederken size seslenir: “Güzel insan, devletin gülen yüzü samimi ve kalbi davranışlarıyla gönüllere giren muhterem valimiz, abimiz”

 

Bu yaklaşım aynı zamanda iletişimin samimi bir örneği ve selamı da değil midir? 

 

Yüce yaratan Kur'an’ı Kerim'inde ne güzel buyurur: "Güzel bir söz kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir." (İbrahim, 14/24-25)

 

Demem o ki: “Yük mukaddes olunca hamal da muazzez olur.”

 

 

 

Kaynakça:

Buladı, K. (2018) "Kur’an’ın Sözlü İletişimde Öngördüğü Dil Üslubu", Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4/1, 21-54.

Saraç, C. (2006) "Sözlü İletişim Becerileri Açısından Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi", Milli Eğitim Dergisi, 34 (169), 0-0. Retrieved from,

https://dergipark.org.tr/tr/pub/milliegitim/issue/36938/422345 (30.05.2020).