BU GİDİŞ NEREYE?


İnsan sevdikleriyle yaşamak ister, sevdikleri için yaşar ve onların kılına dahi zarar gelsin istemez. Bu dünyada kişilerin başına gelen tehlikelerin ve zararların bir çaresi ve telafisi hadisenin türüne göre mümkün olabilir. Ya hiçbir şeyin telafisinin olmayacağıveherkesin kendi derdine düşeceği bir an gelip çattığında, yaptıklarımızın karşılık bulduğu gün kim ne yapabilir ki biz ne yapalım? Öyleyse; “sınav süreniz doldu” denilip sınav kağıdının önümüzden alındığı gibi son nefesin de ağzımızdan çekilip alınacağı vakit gelmeden kendimiz ve sevdiklerimiz için şimdiden ne yapabiliriz haydi hep birlikte düşünelim. Ben bu yazıyı yazarak düşüneyim siz de bu yazıyı okuyarak ve sonrasında kendi bilgeliğinizle , düşünce yeteneğinizle çoğaltarak, kendi hayatınızda özelleştirerek düşünün; düşünelim. Düşünelim ki; hayatımızda yaptıklarımızdan pişman olarak “keşke” demeleri azaltıp doğruları yaparak “iyi ki” söylemlerini çoğaltalım
OYUN BİTMEDEN OYUNUNU 
GÜZEL OYNA
Gerek ayetlerle ve gerekse Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem’in sözleri olan hadislerle kişinin kendisini ve sevdiklerini ahiret azabından koruması isteniyor; “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.…” diyenMevlamız yanılmaya karşı dikkat çekerek;
“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.” buyuruyor. Yarattığı kulunu en iyi bilen Hâlıkımız;
"Fakat siz dünya hayatını (ahirete) tercih ediyorsunuz. Halbuki ahiret hayatı daha hayırlı ve daha süreklidir." uyarısıyla bizlere yol gösterirken kendi halimize bırakılmadığımızı ve her yaptıklarımızdan haberdar olduğunu bize şu ayet mealiyle bildiriyor:
''Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının! Herkes yarın için ne takdim ettiğine bir baksın. Allah’tan korkup sakının! Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.'' Bir başka ayetinde ise; bizim hırsımızla gözlerimizi perdelediğimiz ve bitmeyecek sandığımız dünyanın faniliğinden bahsederek;
“Bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!” buyuruyor.
Tabii ki bu dünya hayatı fani de olsa dünya hayatının hakkını vermemiz, bu hayatı önemseyerek doğru bir yaşantıyla, dünyada yaşadıklarımızla imtihan olduğumuzun bilinciyle hareket etmemiz doğru olandır. Yoksa bir mümin için bu dünya; önemsenmeyecek ve “bir lokma bir hırka” anlayışıyla geçiştirilecek bir dünya değildir. Bizden istenilen; dünya hayatının doğru kullanımıdır, onun esiri olmadan hem dünya hem ahiret huzurunu kazanma çabası içerisinde olmaktır. Yüce Rabbimiz aşağıdaki ayet meali ile bunu ne güzel ifade eder;
“Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya çalış, dünyadaki nasibini de unutma. Allah’ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” 
EN AKILLI HANGİMİZ?
Hadislerde de Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem; Allah’tan dünya ve ahiret saadetini istememizi tavsiye ederek;
“Allah`tan dünya ve ahiret için afiyet isteyin!”

[1]TahrimSûresi - 6

[2]Fâtır suresi – 5

[3]A'lâsûresi 16-17

[4]Haşrsûresi - 18

[5]Ankebut suresi – 64

[6]Kasassûresi - 77

[7]Kütübü Sitte Hadis No : 1760

buyurur ve gerçek akıllı kişiyi de şöyle tarif eder;"Ey Allah’ın Resulü! Müminlerin  en akıllısı kimdir?” diye sorulunca Efendimiz (SAV), şöyle buyurdular: “Ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonraki hayata  en iyi hazırlık yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir.” 
AKIL TUZAĞINDA AV OLMAK
Akıl; eğer Allah’a teslim olursa sahibi için rahmet olur, yok eğer rahmani değil de şeytani çalışırsa sahibi için felakettir. Şeytani aklın kılavuzu şeytandır. Kendisini usta bir şekilde gizler. Eğer kişi sözlerini, davranışlarını Allah ve Rasulünün ölçüsüne vurarak test etmezse yanılgısını hak beller, doğru beller. Mesela; Âlim olan, ezeli ve ebedi bilgi sahibi olan Allah hakkında; “Allah, bazı hususlarda geleceği bilemez diyen ilahiyat Profesörü ve bu saçmalığa inanabilen üniversite bitirmiş, toplumda belli bir kariyeri olan kişiler karşımıza çıkabiliyor. Halbuki bu insanlar sadece “Subhaneke” kelimesinin manasını özümseyebilmiş olsalardı böyle bir bühtana girmezlerdi.
Maalesef bu akıl fitnesinin benzer örneklerini, din eğitimi almış alnı günde beş vakit secdeye giden bazı insanlarda bile üzülerek görüyoruz. Bu görülen kişiler şeytanın ve şeytanlaşmış insanların kurduğu tuzaklarda yakalanan av olduklarının bilincinde değiller ne yazık ki. Bu şeytani tuzakların bir başka hedefi de kafalarına göre dini hedefledikleri yöne hizmet edecek şekilde yorumlayarak insanların kafalarını karıştırmak, ifsat etmek isterler. Arzuları; hadislerden şüphe duyurarak Peygambersiz bir din oluşturmak ve beraberinde dine hizmet eden tüm kaynaklardan şüphe duyurarak ayetler hakkında bile içerisinde soru işareti uyandırarak inançsız bir toplum oluşturmaktır. Ama Allah bozgunculuk yapanlara asla  hidayet vermez.
Bir kişi günahkar olabilir ve Allah dilerse kulunun tövbesini kabul edip affedebilir ama iman etmemiş veya imanını kaybetmiş bir insanın akıbeti ebedi cehennemdir. Bu yüzden şeytanın ve şeytanlaşmış insanların imanı çalma üzerine kurdukları tuzaklara karşı çok ama çok uyanık ve hassas olmalıyız. Kendimiz ve sevdiklerimiz için, mümin kardeşlerimiz için…
KENDİNİZİ VE SEVDİKLERİNİZİ 
KORUYUN
Kendimizi ve sevdiklerimizi ateşten korumanın itikadi konuların dışında bir de hayat akışı içerisinde Allah’ın sevmediği hal ve davranışlardan uzak durarak korumak şekli vardır. Giyim ve kuşamla, evimize ekmek götürdüğümüz işin şekliyle, düğünlerimiz nişanlarımız ve dahi tüm yaşantımıza verdiğimiz şekille koruruz ya da mahvederiz.
Peki bunlara bir baktığımızda gördüklerimiz nedir? Moda cerayanları ilebize fark ettirilmeden ince tuzaklarla toplumumuzun ahlakına, aile yapımıza yapılan saldırılara onların önümüze koyduğu modalara uyarak müsaade mi ediyoruz? Yoksa “Allah bu halime ne der, bu halim bana mutlaka sorulacak, ben o zaman ne yaparım?” diye bile düşünmeden “Bu yılın modası bu” diyerek açılıp saçılıyor muyuz? Ya sokaklarımız ne halde? Düğünlerimiz, eğlencelerimiz şeytanı sevindiren türden mi? Ticaretimiz faize gömülmüş, fırsatçılık kokusu mu veriyor? Hepimiz halimize bir bakalım ve daha neler göreceğiz kim bilir?  Teselliler bulmaya da çalışsak, mazeretlerimiz de olsa kendimizi, vicdanımızı kandıramıyoruz değil mi? Öyleyse bu gidiş nereye, nereye gidiyoruz? Sevdiklerimizi ve kendimizi nasıl koruyacağız? İstesek te istemesek te Allah’a kavuşacağız, hüküm O’nun ferman O’nun; çünkü din gününün sahibidir Allah. Gelin; fayda vermeyen pişmanlığı yaşamadan iyiden iyiye düşünüp hayatımızı gözden geçirelim. Gittikçe Allahtan uzaklaşan değil, Allaha yaklaşan bir hayatımız olsun, olsun ki ebedi saadet bizim olsun.
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz olmasından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden meskenler size Allah'tan, elçisinden

[8]Kütüb-i Sitte Terc., 17/598.

ve O'nun yolunda cihaddan daha sevgili ise, o halde Allah'ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”