NE OLDU DİYARBAKIR’A?
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Abdullah Uğur

Abdullah Uğur

DÜŞÜNCE NOTLARI

NE OLDU DİYARBAKIR’A?

01 Nisan 2016 - 10:29

 

Vatani görevimi Diyarbakır’da yaptım. Bu itibarla kalbimizde gönlümüzde müstesna bir yeri vardır. 1974 yılının Ağustos ayında Kıbrıs’a çıkartma yaptığımızda 7.Kolordu, İstihkâm Taburunda askerdim. 20 Ağustos sabahı Taburumuz hazır vaziyette, Kolordudan çıkmak için emir bekliyorduk. Tabur Komutanımız Binbaşı Mustafa Bey, drenajın kenarına çömelmiş vaziyette, elinde küçük bir radyoyu can kulağı ile dinliyor… En önde ki özel olarak hazırlanmış kılavuz arabasındayım.. Güneş yeni doğmak üzere.. Kızıllıklarını ortaya saçarken Kolordu Komutanının arabası durdu. Emir Subayı Binbaşıyı selamladı. Bir şeyler söyledi. Duyamıyorum tabi… Binbaşı elinde ki radyoyu atıp emir subayını kucakladı. Çocuk gibi sarıldı, onu öptü… Olağan üstü bir şeyin olduğu belli.. Sevinçle bana doğru geldi: “ Oğlum! Geriyi ara, ordumuz Kıbrıs’a çıkartma yapmış, tabura dönüyoruz!” dedi. Genciz.. Ateşliyiz.. “Niçin döneceğiz komutanım? Bizde gidelim Kıbrıs’a!” dedim. ANGRC telsizinin başındayım. Aramadığımı görünce;” Oğlum emir böyle. Bizim birliğimizin tabura dönmesi emredildi. Haydi ara..Geri döneceğiz!” dedi. Gönülsüz bir şekilde geriyi aradım…

Silahlı bir şekilde yatıp kalkıyoruz. Bu arada eksiklerimiz ne ise onları tamamlamaya çalışıyoruz. Bölüğümüzün garaj sorumlusu Kenan Başçavuş, arabaların bazı eksiklerini almak üzere Uşaklı Süleyman Onbaşı ile beni görevlendirdi. Şehitliğin yanından şehre doğru girerken sigara ihtiyacımız için arabayı sağa çekip durduk. Bu arada boş bir meydanda oturmakta olan sekiz- on kadın ve bakkalın yanına çömelmiş sekiz- on yaşlı sakallı dedemiz, askeri arabayı görünce kalkıp bize doğru geldiler. Kucağında çocuğu olan bir kadın çocuğu benim kucağıma bıraktı. Elimdeki silaha sarılıp;” Siz ölmeyin. Sizin yerinize biz ölelim. Kıbrıs’a biz gidelim. Bizi de askere götürün…” dedi. Bir taraftan çocuğu tutuyorum, düşmesin diye, bir taraftan da silahı vermemek için direniyorum. O kadınlara dedim ki; ”Allah aşkına yapmayın! Tamam, duygularınızı anlıyoruz; ama biz ölmeden size görev düşmez. Ne olur bize eziyet etmeyin!” diyerek yalvardım. Kadınları samimi söylüyorum çok zor ikna ettim. Bu arada sakallı dedelerimiz de arabaya bindiler. Mani olamadık. Ağlıyorlar; ”Ne olur bizi de askere götürün.. Kıbrıs’a biz de gidelim…” diye, çırpınarak öyle ağladılar ki… Arabadan yalvar yakar zor indirdik. Tabii bu manzara karşısında duygulanmamak mümkün değil. Yaşlısı, kadını askere gitmek için can atıyor. Bu milletin zevali olur mu?

O günlerden bu günlere geldik. Askerine kıyamayıp; “Siz ölmeyin ben öleyim!” diyen Diyarbakır’dan, askerine kurşun sıkan bir Diyarbakır’a geldik. Ne kadar hazin ve ne kadar elem verici bir hâl. İnanın aklıma her şey gelirdi ama, Diyarbakır’ın Türk askerine kurşun sıkacağı aklıma gelmezdi. Bunu bana birisi söylese idi, o insanın deli olduğuna inanırdım.

Ne oldu Diyarbakır’a, ne oldu Diyarbakır’ın mert ve asil insanlarına?

Bana bir Diyarbakır’lı gelse; ” Yüreğini ver!”dese, şerefimle temin ediyorum hiç düşünmeden veririm! Bu güzel insanların yine 70’li yıllarda ki gibi asil ve mert insanlar olduğundan şüphem yok. Ama aramıza öyle bir fitne soktular ki… Bu fitneyi bastırmak, yine Diyarbakır’ın mert ve asil insanlarına düşüyor… Bir çok Ashab-ı Kiram’ın yattığı Diyarbakır, yine kendi asaletine yakışan dini ve tarihi kardeşliğin yanında yer alacaktır. Bu fitne ateşini onların asil ve mert ruhu söndürecektir. Buna yürekten inanıyorum.

Yahu hanesinde Kürt kanı olmayan bir Türk yok. Hanesinde Türk kanı olmayan bir Kürt yok. Nasıl olacak bu ayrılık?

Bu yazı 14571 defa okunmuştur .

Son Yazılar