YOĞUN BAKIM!
Reklam
Reklam
Abdullah Uğur

Abdullah Uğur

DÜŞÜNCE NOTLARI

YOĞUN BAKIM!

16 Şubat 2016 - 23:32

        

    Tıp adamı değilim. İşin teknik yönünü de bilmem. Belki haddimizi aşan bir konu ama bizi insani boyutu ilgilendirdiği için yazmak zorunda kaldım. Ne zamandır yazmayı düşünüyordum; çünkü içimde bir sızı idi.  Geçenlerde bir dostumuzun annesinin, devlet hastahanesinin yoğun bakımında başına geleni duyunca, artık “yoğun bakım” üzerine yazmamız vacip oldu diye düşündüm…
    2012 yılının Temmuz ayında rahmetli annem rahatsızlanmıştı. Buradan Konya’ya sevk edildi. Bu da ayrı bir yara… Numune hastahanesinde yoğun bakıma alındı. Yoğun bakım ünitesinin önünde çaresiz oturuyorum. Günde sadece bir yakını, bir-kaç dakika olmak üzere görüşebiliyor. Bunun dışında kimseyi almıyorlar. Adeta majino hattı kuruluyor. Hastanın enfeksiyon kapmasından korkulduğu için bu uygulamanın yapıldığını söylüyorlar. Bu tip uygulamalar, bizim gibi ömrü Türkiye’de geçmiş ve başka bir ülke görmemiş olanlar için gayet normal. Fakat gurbetçi kardeşlerimiz için öyle değil. Bizimle beraber yoğun bakım ünitesinin önünde oturan ve Belçika’da bulunan Karapınarlı bir arkadaş, bu uygulamayı çocuklarına bile anlatamıyor. Yani bizde ki bu uygulama, demek ki ilkokul seviyesinde bile değil!
    Bir başka gün, Danimarka’da bulunan Cihanbeyli’nin Kel Hasan köyünün Temizler yaylasından Hasan Temiz’le dertleşiyoruz. Hepimizin anneleri de felç geçirmiş vaziyette. O da çok üzüntülü. Başladı anlatmaya:”Annem yaylada gözlerimin önünde yığıldı kaldı. Komşular hemen 112’yi aramışlar. Yeniceoba’dan hemen ambulans geldi. Temizler yaylası ilk defa böyle bir şey görüyor. Annemin rahatsızlığını unuttum; başladım ağlamaya.. Demek ki biz unutulmamışız dedim. Hastahaneye gelince bu güzel duygularım kayboldu. Acilde ki Doktor Bey 112 ekibine;’Bunu niye buraya getirdiniz?’ diye çıkıştı. Onlar da; buraya yönlendirildiklerini söyleyince, telefonla bir yerleri aradı. Sonra başladı telefonu duvarlara vurmaya. ‘Doktor bey niçin kızıyorsunuz?’dedim.‘Size kızmıyorum. Benim meselem başkalarıyla!’ dedi. ‘İyide bak burada biz varız… Sizin öfkelenmenize bir mânâ veremiyoruz. Ayıp olmuyor mu?’ dedim. Çok üzüldüm. Ambulans sevincim kursağımda kaldı. Bu hastahaneler inanın Danimarka’da yok. Ama bu doktorlar da yok! Bu mânâsız despot uygulamalar da yok. Bu çocuklar Danimarka’da doğdu.  Bu uygulamaları bunların aklı almıyor.”dedi.
       İnanılmaz, çok muhteşem, devasa hastahaneler yapılmış vaziyette. Hazreti Allah yapanlardan razı olsun. Ama maalesef hastahanelerin içi bomboş… Allah için doğruyu konuşmak gerekiyorsa; mevcut iktidar “Kayıp Şehri” bulmuş durumda; ama “Kayıp Şehrin”  “kayıp insanları” hâlâ kayıp!
Evet, insanın canının en çok acıdığı nokta da burası… Kayıp insanımızı bulamadıkça, devasa eserlerimiz de garip kalmaya devam edecektir.
    Avrupa’da yoğun bakım ünitelerine insanlar rahat girip çıkarken, neden bizde bu inzibati yöntemler uygulanıyor? Şahsen bir insanın en yakınına, en çok ihtiyaç hissettiği yerin “yoğun bakım” ünitesi olduğu kanaatindeyim. Hastanın, en çok sevdiğinin yanında olduğunu bilmesi ve onun elinin sıcaklığını elinde hissetmesi, onu hayata bağlamaz mı? Yapayalnız yoğun bakımda ki insan, kendisini kabre konmuş gibi hissetmez mi? Bu ise bir insan için zaten hayat mücadelesini kaybetmiş demektir. Nasıl bir tedavi uygularsanız uygulayın, o insan hayattan koparılmış demektir. Hayattan kopardığınız insana hangi ilacı verirseniz verin, geri döndüremezsiniz. Zaten yoğun bakıma aldığınız hastaların büyük çoğunluğunu kaybediyoruz. Yoğun bakımda en etkili ve en faydalı ilaç; kişinin en yakınının bakışları ve ellerinin sıcaklığıdır. Bize kızacaksınız biliyorum ama, bu uygulamaları bir daha gözden geçirseniz iyi olmaz mı acaba?

 

Bu yazı 14388 defa okunmuştur .

Son Yazılar