ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜNDEN 15 YIL SONRA MEZARININ AÇILIŞI
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Ceyda ÇAKIR

Ceyda ÇAKIR

www.kitabıneksiksayfaları.com

ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜNDEN 15 YIL SONRA MEZARININ AÇILIŞI

26 Ağustos 2018 - 12:06 - Güncelleme: 05 Şubat 2019 - 13:32

Hepimizin bildiği gibi ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk 1938 yılının 10 Kasım’ında vefat etmişti. Bütün Türk milletini derin bir yasa boğan bu acı gün, tıpkı güneşin batışı gibi ortalığı karanlığa gömmüştü. O acı günden 10 gün sonra 20 Kasım 1938’de, Atatürk'ün cenazesi çok büyük bir törenle başkent Ankara'ya gönderilmiş, Ankara'da yine düzenlenen görkemli bir tören eşliğinde geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi'ne kaldırılmıştı. Peki ya buraya geçici olarak getirilen ulu önderimiz Atatürk’ün cenazesi asıl ne zaman gömülmüştü? İşte bu yazımda bu konu üzerinde duracağım.

Tarihi Telefon Görüşmesi

Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı Prof. Kamile Şevki Mutlu’nun, 8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da telefonu çalmıştı. Telefona cevap vermeye giden Prof. Mutlu birazdan yapacağı telefon görüşmesinin hayatı boyunca yapacağı belki de en önemli görüşme olacağının farkında değildi. Ankara Valisi Kemal Aygün aramıştı ve Prof. Mutlu’ya "Hocam,10 Kasım günü Ata’mızın naaşını Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica ediyoruz.” demişti. Prof. Mutlu, Ankara Valisini önce bu işi yapamayacağını yerine başka bir meslektaşını bulmaları gerektiğini söyleyerek reddetmişti. Çünkü o sıralar hastaydı ve ateşi 40 dereceye kadar yükselmişti. Ancak vali bu görevi Prof. Mutlu’nun yapması konusunda ısrarcıydı. “Ben sizi sarar sarmalar götürürüm, bu tarihi bir görev.” diyerek Prof. Mutlu’yu ikna etmeye çalışmıştı. En sonunda Prof. Mutlu görevi kabul etmişti. Daha sonra görev günü iyi ki orada olduğunu belirtecek, böyle önemli bir olayın içerisinde yer aldığı için kendisiyle gurur duyacaktı.

Büyük Gün

Başbakan Adnan Menderes, Ata’mızın kız kardeşi Makbule Atadan, Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda gibi önemli kişiler 9 Kasım sabahı Etnografya Müzesi’nde tarihi olay için yerlerini almışlardı. Hepsi ölümünden 15 yıl sonra Ata’mızın yüzünü tekrar görecek olmanın ürkek sevincini yaşıyorlardı. Belki de bu olay, 15 yıldır kanayan hasret yarasına yapıştırılan bir yara bandı gibi gelecekti. İlk aşaması olaydan 5 gün önce, 4 Kasım’da Ata’mızın tabutu geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konularak tamamlanan defin işlemlerinin artık en önemli kısmına gelinmişti. 9 Kasım gününe kadar başında öğrencilerin, subayların, generallerin nöbet tuttukları tabutun nihayet açılma zamanı gelmişti.

Vuslat Anı

Kabrin açılmasında, Erkek Teknik Sanat Okulu ve Yapı Enstitüsü öğretmen ve öğrencileri de görev almıştı. 09.05’de tabutu açma işlemlerine başlayan görevliler ilk olarak  tabutun vidalarını sökmüşlerdi. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Kullanılan kimyasal maddeler nedeniyle sanduka içerisinde gaz birikme ihtimali göz önüne alınarak önce sandukaya bir delik açmışlar, ama herhangi bir gaz çıkışı görmemişlerdi. Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Talaşların arasında içi sıvı dolu bir şişe bulmuşlardı. Bu şişedeki sıvı, Ata’mızın naaşını muhafaza etmek için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde formülü yazılıydı. Ata’mızın bedeni önce beyaz kefene sarılmış kefenin üstüne de kahverengi bir muşamba sarılmıştı. Bunları açmaya başlayanlar görecekleri konusunda telaşa girmişlerdi. Çünkü daha öncesinde  Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu patlatmış, nöbetçi er korkudan bayılmış." gibi söylentiler ortalıkta dolaşıyordu. Prof. Mutlu açılan sargıları bir kenara çekerek merakla atamızın yüzüne bakmıştı. Ata'mızın derisi kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Prof. Mutlu  defin işlemleri bittikten olayı şöyle anlatmıştı: “Yüzünü örten ıslak pamuk  kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında uyuyor gibiydi."  Prof. Mutlu tabutun yanında bekleyen komite üyelerini çağırarak onların da Ata’mıza tek tek bakmalarına olanak sağladı. En başta Başbakan Adnan Menderes gelerek ürkek bir şekilde tabutun içine bakmıştı. O anı Prof. Mutlu, “Menderes çok heyecanlıydı. Rengi sapsarı oldu. Bir de baktık  ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı." diyerek anlatmıştı. Osman Ersoy ve Halide İntepe de, o sıralar Etnografya Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. Bu nedenle onlar da Ata’mızı görme şerefine nail olmuşlardı. Osman Ersoy izlenimlerini "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü. Korkunç heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre...1 - 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu." diye aktarmıştı. Halit İntepe ise  "Tabut kapanmadan en son gittim baktım. Başı yana doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı. Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi." demişti. En sona Abdülhalik Renda kalmıştı. O da Ata’mızı görür görmez tabutun yanında bayılmıştı.

Ebedi Durak: Anıtkabir

Salondaki herkes Ata’mızı gördükten sonra cenazesi tekrar solüsyonla ıslatılmıştı. Başı pamuklarla örtülerek vücudu beyaz kefene sarılmıştı. İşlemler tamamlandıktan sonra orada bulunanlar tarafından besmele çekilerek Atatürk’ün bedeni 15 senedir içinde yattığı tabutuna tekrar konulmuştu. En son kapağı kapatılmış ve üzerine bayrak örtülmüştü. 10 Kasım sabahı, Ata'mızın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir'e taşınmıştı. Anıtkabirde Celal Bayar, “Sonradan dedikodu olmasın, başka kişiyi toprağa verdiler demesinler. Son bir kez yüzünü görelim” demişti. Tekrar açılıp yüzüne bakılan Ata’mız daha sonra tüm illerden getirilen topraklarla mezara konulmuştu.

Bu olay sağlığında Ata’mızı görememiş olan bazı insanların onu görmesine vesile olmuştu. O an orada bulunmak isteyecek belki de milyonlarca insan vardı. Ama elbette ki biz şunu biliyoruz, bir insanı sevmek için onu illa görmeye gerek yoktur. Ata’mızın da dediği gibi: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir.” Onun fikirlerini ve duygularını anlıyor, ışık tuttuğu karanlık yolda ilerlemeye devam ediyoruz. O ki işgaller altındaki bir vatanın kurtuluş bayrağı oldu. Tükenmiş, inancını yitirmiş, pes etmiş bir milletin umudu oldu. Bu yüzden millet olarak ona çok fazla şey borçluyuz. Ata’mız daima kalbimizde yaşayacak. Ruhu şad olsun.

http://kitabıneksiksayfaları.com/f/atatürk’ün-ölümünden-15-yil-sonra-mezarinin-açilişi

Bu yazı 1756 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar