SATRANCIN ORTAYA ÇIKIŞI
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Ceyda ÇAKIR

Ceyda ÇAKIR

www.kitabıneksiksayfaları.com

SATRANCIN ORTAYA ÇIKIŞI

05 Ekim 2018 - 18:25 - Güncelleme: 20 Ekim 2018 - 13:11

Müthiş bir zekanın ürünü olan satranç, MS. 570 yıllarında Hindistan’da ortaya çıkmıştır. Bu tarihten önce hiçbir kaynakta satrancın ne adına ne de izine rastlanmıştır. Bu bilgilere de yapılan araştırmalar sırasında Hindistan’ın resmi kaynaklarından ulaşılmıştır. Araştırmacılar, satrancın adının resmi belgelerde geçmesinden dolayı Hindistan halkı için önemli bir unsur olduğunu düşünmüşlerdir. Daha sonra satranç sadece Hindistan ile kalmayıp bütün dünyaya yayılmış, nesiller boyu öğrenilen popüler bir oyun haline gelmiştir. Elbette oyunun kendisi kadar ortaya çıkışı da devamlı merak konusu olmuştur. Oyunun kim tarafından bulunduğu, hangi olayın buna neden olduğu ve buna benzer sorular araştırılmış, ortaya birçok hikaye çıkmıştır. Hikayelerin doğruluğu hakkında kesin yargılara gidilmese de satrancın ortaya çıkış hikayesi olarak dilden dile aktarılmıştır.

Savaşa Doymayan Kral

Rivayete göre bundan seneler seneler önce Hindistan’da savaş yapmaya doymayan bir kral yaşarmış. Bu kral her seferinde başka bir savaş stratejisini denemek üzere çevre ülkelere savaş açarmış. Savaşılacak bir durum olmasa dahi kral bir sıkıntı bulur, saldırıya geçmek için bahane kollarmış. Halk senelerce bu kral yüzünden huzur ve refah ortamına hasret yaşayarak sıkıntı çekmiş. Ordudaki askerler de halk da artık bu durumdan bıkmış, çözüm yolları aramaya başlamışlar. Ama ne yapsalar boş… İsyan çıkarmak istemişler fakat sonunun idama kadar gidebileceği düşüncesi gözlerini korkutmuş. En sonunda birinin aklına, gidip Hindistan’ın en bilge insanına danışmak gelmiş. Fikir herkesin çok hoşuna gitmiş çünkü bilge, herkes tarafından sevilen ve zekasına hayran kalınan bir adammış. Hemen apar topar yola çıkarak bilgenin yanına gitmişler. Olayı tek tek anlatarak “Gidecek ne kapımız var ne de adamımız, işimiz sana kaldı. Kurtar bizi şu illetten.” demişler. Bilge önce uzun uzun düşünmüş. Kendisi de bir kralı ikna etmenin ne kadar zor olduğunu biliyormuş. Hani derler ya cahile laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur diye, tam da öyle bir durum. Bilge halka dönmüş ve “Bana zaman verin, bu konu üzerinde düşünüp bir çözüm yolu bulmaya çalışacağım.” demiş.

Siyah ve Beyazın Savaşı

İnsanlar evine dönmüş ve günlerce bilgeden gelecek olan sevinçli haberi beklemeye koyulmuşlar. Tam 1 hafta sonra bilgeden beklenen güzel haber gelmiş. “İstediğiniz çözümü buldum. Beni hemen krala götürün.” demiş. Bilgeyi derhal kralın huzura çıkartmışlar. Kral bu ziyarete oldukça şaşırsa da çok memnun olmuş. Çünkü bilge, kralın da takdir edip sevdiği bir insanmış. Kral sebebi ziyaretini sorarak bilgenin söylediklerini dinlemeye koyulmuş. Bilge, krala “ Sayın kralım, izniniz olursa size bir hediye takdim etmeye geldim.” demiş. Bu sözden sonra herkesin merakı bilgenin elinde tuttuğu kutuya yönelmiş. Kimisine göre onun içinde kral akıllansın diye bir kitap kimisine göre de kralı sokacak bir yılan varmış. Ama kutunun içerisindekiler tahmin ettikleri şeylerden biri değilmiş. Kral kutuyu alarak içindekileri incelemeye başlamış. Kutudan küçük küçük farklı objeler çıkmış. Elbette bunların ne olduğunu anlamayarak meraklı gözlerle bilgeye bakmış. Bilge de ona “ Sayın kralım, hepimizin bildiği üzere siz savaş yapıp stratejileri denemeyi çok seviyorsunuz. Ben de size her seferinde farklı bir strateji deneyebileceğiniz bir oyun tasarlamak istedim. Oyundaki her obje farklı bir insanı temsil ediyor. Örneğin siz şah olarak adlandırdığım şu taşsınız. Şu taş ise vezirinizdir.” diyerek oyunun bütün ayrıntılarını anlatmış. Kral oyunu öyle çok sevmiş ki o günden sonra bir daha asla savaş yapmamış. Bütün ilgi ve alakasını satranç oyununa vermiş. Halk da böylece başlarındaki savaş belasından kurtularak refah ve huzura kavuşmuşlar.

Bir Buğdaydan Milyarlara

Bir gün kral, bilgeyi huzuruna çağırarak oyunu ne kadar çok sevdiğini anlatmış ve “ Ey bilge, dile benden ne dilersen.” demiş. Bilge de “Sayın kralım, ben sizden para, mal, mülk istemiyorum. Tek arzum buğday. Onu da şu şekilde istiyorum. Satranç tahtasındaki ilk kareye 1 buğday tanesi, ikinci kareye 2, üçüncü kareye 4, dördüncü kareye 8; yani her kareye bir öncekinin 2 katı buğday konulacak şekilde 64 karenin tamamlanmasını istiyorum.” demiş. Kral önce bu istek karşısında şaşırmış. Sonra uzun uzun gülerek “ Ey bilge ben senin önüne dünyaları sunabilecekken senin bu isteğin de nedir? Bundan kolay ne var.” demiş. Adamlarına bilgenin istediği buğdayı hesaplamaları emrini vermiş. İlk başta rakamlar oldukça küçükmüş ama daha sonrasında öyle çok büyümüş ki akıl almaz boyutlara ulaşmış. İstenilen buğday 1000 yılda ancak üretilebilecek kadarmış. Kralın bile tahmin edemediği bu son herkesi hayrete düşürmüş. Kral bir kez daha bilgenin zekasına hayran kalarak ona iltifatlarda bulunmuş. İstenilen buğdayı vermiş midir bilinmez ama bilge, zekasıyla akıllara kazınıp herkese unutulmaz bir ders vermiştir.

Bu yazı 524 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar