TÜRK HAVACILIK TARİHİNİN BAŞROLÜ VECİHİ HÜRKUŞ VE...
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Ceyda ÇAKIR

Ceyda ÇAKIR

www.kitabıneksiksayfaları.com

TÜRK HAVACILIK TARİHİNİN BAŞROLÜ VECİHİ HÜRKUŞ VE ZORLUKLARLA DOLU YAŞAMI

01 Aralık 2018 - 16:13 - Güncelleme: 13 Aralık 2018 - 00:41

Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Vecihi Hürkuş, başardığı birçok ilkin arasına Türkiye’nin ilk pilotu olma başarısını da ekleyerek adını tarihimize altın harflerle yazdırmıştır. Belki de önüne konulan onca engel olmasaydı kendisinden dünyanın en büyük ilk yolcu uçağını yapan adam ya da uzaya ilk roket gönderen adam gibi çok daha üstün bir nitelikle bahsedecektik. Ancak öyle zorlu koşullardan geçmiştir ki kendi icat ettiği uçağı bile uçuramaz hale gelmiştir. Ülkenin havacılık konusundaki yetersizliği adeta ilerlemesinin önüne çekilen bir barikat haline gelmiştir. Barikatı aşmaya çalıştıkça uyarılmış hatta çoğu zaman cezalara maruz kalmıştır. Şimdi gelin Vecihi Hürkuş’un engellerle dolu başarı öyküsünü birlikte inceleyelim.

Tayyareciliğe Uzanan Yol

Vecihi Hürkuş, 6 Ocak 1896 yılında dünyaya gelmişti. Babası bir gümrük müfettişi olan Faham Bey, annesi Zeliha Niyir Hanım’dı. Babası henüz o 3 yaşındayken vefat etmişti. Bu nedenle annesi ona, hem annelik hem de babalık yapmak durumunda kalmıştı. Vecihi Hürkuş’un askeri hayatı gönüllü olarak 1912 yılında eniştesi Kurmay Albay Kemal Bey ile katıldığı Balkan Harbi ile başlamıştı. Balkan Harbi’nden sonra Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan olmuştu. Fakat hayali kumandan olmak değildi. O tayyareci olmak istiyordu ama yaşının küçüklüğünden dolayı tayyare mektebine gidemiyordu. Bu nedenle makinist mektebine gitmişti. Daha sonra 1. Dünya Savaşı’nda uçak makinisti olarak Bağdat cephesine gönderilmişti. Nihayet bu savaşta, uçaklardan ne denli anladığını kanıtlayarak tayyareci olmasının önündeki engeli ortadan kaldırmıştı. Ve bu sayede Yeşilköy’deki tayyare mektebine giderek tayyareci olmuştu.

İlk Başarı

1917 yılında Kafkas cephesinin 7. Tayyare Bölüğü’ne atanmıştı. Ruslara ait bir uçağı düşürerek Kafkas cephesinde “Düşman uçağını düşüren ilk Türk tayyareci” unvanına sahip olmuştu. Ne yazık ki sevinci kısa sürmüştü çünkü kendi uçağı da ağır hasar alarak düşmüştü. Düştüğü yerde Ruslar tarafından bulunarak esir edilmişti. Ruslar Vecihi Hürkuş’u Hazar Denizi’ndeki bir adaya göndermişlerdi. Vecihi Hürkuş devamlı olarak buradan kaçmanın yollarını arıyordu. Çünkü ülkesinin kendisine ihtiyacı olduğunu biliyordu ve kafasında tasarladığı planları hayata geçirip savaşın seyrini değiştirebilmek için ülkesine gitmesi gerekiyordu. Bu nedenle bir arkadaşı ile birlikte adadan yüzerek kaçtı. Kaçmasında Azeri Türklerin çok yardımı dokunmuştu. Daha sonra aynı arkadaşıyla birlikte yürüyerek Erzurum’a kadar gelmişti.

Hem Pilot Hem Mucit

Vecihi Hürkuş, Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yaparak İzmir hava alanını işgalden kurtarmıştı. Bu nedenle kendisine üç defa takdirname ve istiklal madalyası verilmişti. Daha sonra Edirne’ye yanlışlıkla inen yolcu uçağını almaya gittiğinde hizmetlerinden dolayı adının uçağa verilmesi onda kendi uçağını yapma isteğini uyandırmıştı. Zaten bu tasarı çok uzun zamandır aklını kurcalıyordu. Hemen çalışmalara başlamış, Yunanlılardan ele geçirdiği uçak malzemeleriyle ilk uçağı Vecihi K VI’yı imal etmişti. Uçağına uçabilir sertifikası vermek üzere teknik bir heyet kurulmuştu. Fakat bu heyette uçağı uçuracak ya da kontrol edecek personel bulunmadığı için sertifikayı verememişlerdi. Vecihi Hürkuş’a sadece “Vecihi, biz sana bu lisansı veremeyiz. Uçağına güveniyorsan atla, uç, bizi de kurtar.” demişlerdi. Bu söz üzerine Vecihi Hürkuş ilk uçağıyla ilk deneme uçuşunu yapmıştı. Uçuş oldukça başarılı geçmişti. Hatta ilk yerli uçağımız mevcut diğer uçaklardan çok daha iyi durumdaydı. Fakat izinsiz uçuş yaptığı için ceza almıştı. Tebrik edilmeyi beklerken ceza alarak şoka uğrayan Hürkuş istifa ettiğini bildirmişti. Hak ettiği değeri göreceğini düşünerek Türk Tayyare Cemiyeti’ne katılmaya karar vermişti.

Mucidinin Arkasında Duramayan Bir Ülke

Vecihi Hürkuş, ilk Türk sivil uçağı olan Vecihi K-XIV’ü icat etmişti. Bu aynı zamanda kendisinin 2. uçağı oluyordu. İkinci uçağıyla ilk uçuşunu Kadıköy Fikirtepe’de yapmıştı. O gün onu izleyemeye Kadıköy’e gelen yüzlerce insan ve basın topluluğu vardı. Kalkışı Kadıköy’den yaparak Ankara’ya kadar uçmuştu. Ankara’da ise İsmet İnönü ve bazı komutanlar tarafından karşılanmış, uçağı incelenerek tebrik edilmişti. Toplumdan ve devlet büyüklerinden gördüğü ilgi onda büyük bir umuda neden olmuştu. Artık önündeki engellerin ortadan kalktığını düşünüyordu. Bu nedenle uçağına sertifika almak için hevesle başvuru yapmıştı. Fakat aldığı cevap onu yine şoka uğratmıştı. Çünkü cevap şu şekildeydi: “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilememiştir”

Yapılan Ayıbı Sürdürme Geleneği

Vecihi Hürkuş bütün hayatını Türk havacılığına adamıştı. Dernekler kurmuş, dergiler çıkarmış, okullar açmış, akla hayale gelmeyecek tasarıları hayata geçirmeye çalışmıştı. Fakat hiçbir zaman hak ettiği değeri ve saygıyı görememişti. Ömrünü boş çabalarla harcamış, asla ulaşamayacağı hayallerine inanmaktan vazgeçmemişti. Ama en kötüsü de ömrünün son yıllarını sefalet içerisinde geçirmişti. Uçamayacak duruma gelen uçaklarının sigorta giderleri, ülkeye hizmet ettiği için verilen maaşa haciz konulması ve borçlarının faize binmesi üst üste gelmişti. En sonunda bütün bunlara dayanamayarak 16 Temmuz 1969 yılında beyin kanaması geçirerek hayata gözlerini yummuştu. İşin garip kısmı öldüğü gün Apollo 11 uzay aracının Ay’a gitmek üzere fırlatıldığı gündü. Belki de acısı ölümünün sebebi olmuştu. Bırakın Ay’a gitmeyi ülkesinin yetersizlikleri, umursamazlıkları yüzünden uçmaya hasret kalmıştı ömrü boyunca. Gökyüzü, onun için başını kaldırıp baktığında gördüğü yerden ibaretti sadece. Ki günümüzde bile hala hak ettiği değeri görmüyordur. 3. Havalimanı için isim düşünülürken padişahlarımızın, bilim adamlarımızın, siyasetçilerimizin adı zikredilmiş fakat hayatını havacılığa adamış, asıl adının konulması gereken Vecihi Hürkuş’u hiç kimse söylememişti. Daha sonra bunu dile getirenler olmuştu elbette. Hatta bu yüzden imza bile toplanmıştı. Halbuki düşünülmeden direkt konulması gereken bu ismi, bizlerin imza toplayarak koydurmaya çalışması oldukça utanç vericidir. Zamanında Vecihi Hürkuş’a yapılan ayıbı ne yazık ki sürdürmeye devam ediyoruz. Keşke atalarımızı her konuda örnek almak yerine iyi yönleriyle örnek almayı başarabilmiş olsaydık.

Bu yazı 313 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar