KORONAVİRÜS VE İNSANOĞLUNUN ACİZLİĞİ
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
FARUK BAŞOĞLU

FARUK BAŞOĞLU

söylenmezse olmaz

KORONAVİRÜS VE İNSANOĞLUNUN ACİZLİĞİ

16 Mart 2020 - 17:00

Hayat güzeldir, yaşamak güzel. Acısıyla tatlısıyla geçirdiğimiz ömrümüzü yâd eder anarız ve geleceğe dair de umutlarımız, hayallerimiz, planlarımız olur yaşama arzusunda kalırız. Ölüme inanır ama ölümü yakın olarak üstümüze konduramayız.

Oysa; Rabbimiz Allah; “De ki: Kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak sizi bulacaktır…” (Cum‘a- 8) diye bize hazırlıklı olmamızı hatırlatırken , Peygamberimiz (s.a.v.) de  “Ağızların tadını kaçıran ölümü sıkça anınız.” (Tirmizi) buyuruyor.

 ÖMÜR FANİ ÖLÜM GERÇEK

   O halde bir ömür boyu keyifli, mutlu bir hayatımız olsa da bitecek, yahut ta gerek Bakara suresi 155 ayet mealindeki “Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele.” ifadesindeki  Rabbimin  imtihan için bizlere yaşattığı sıkıntıların  olduğu ya da gerekse Şûrâ suresindeki 30. Ayet melaindeki “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” ifadesiyle kendi ellerimizle yaptığımız hataların sonucu karşılaştığımız sıkıntıların olduğu bir hayat olsun en nihayet bir bahaneyle son bulacaktır. Bahanesiz ölen var mı?

  Bugün ise; 2019 Aralık ayında Çin'in Wuhan kentinde ilk kez ortaya çıkan corona virüsü Türkçe ifadesiyle Koronavirüs salgını tüm dünyaya yayılmaya devam ediyor.

Koronavirüs 12 Mart 2020  itibariyle bu virüsten ölen kişi sayısı Beş bini, virüsün bulaştığı tespit edilen kişi sayısı yüz otuz bini geçti.

Bu salgın hızla dünyaya yayılıyor ve insanlarda ölüm korkusunu uyandırıyor. Ölmek istemeyen insana ölüm korkusunu yaşatıyor. Ufacık ve gözle görülmeyen bir virüs insanlığa diz çöktürüyor. Gücüne, devletine, nüfusuna ve nüfuzuna güvenenler tir tir titriyor. Çünkü insanoğlu zayıftır, acizdir.

   İnsanoğlu sahipsiz de değildir; onu bir yaratan vardır ve yarattığı kulundan bir beklentisi vardır: Yarattığı kulu kendisine kulluk yapsın.

İlk insan olan atamız Hz. Adem (a.s.) dan bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün insanlık içerisinde Allah’a iman eden salih kullar olduğu gibi isyan ve inkarda direnen asi kullar da olmuş ve bu inkarlarının cezalarını da görmüşlerdir. Tıpkı azgınlıkları sonucu sel felaketiyle helak olan Sebe kavmi gibi, Cumartesi yasağını çiğneyen ve maymunlaşarak helak olan Yahudi kavm i"Ashâbu’s-Sebt"  gibi, dayanıklı binalar yaptıkları halde isyanları neticesinde rüzgarla helak olan Ad kavmi gibi, ya da dağları ve taşları oyarak muhkem evler inşa eden ve hak yoldan sapmaları sonucu bir uğultu ile helak olan Semud kavmi gibi…

Bir başka örnek; İlahlık iddiasında bulunan Nemrut’un burnundan girip beynini kemiren ve yanındakilere başına balyoz vurdura vurdura ölmesine sebep olan ufak bir sineğe yenilmesi gibi, hazinelerinin anahtarlarını deve sürülerin taşıdığı ama bu servetin kendi helakını önleyemediği önce iman ettiği halde sonra isyan eden Karun’un helakı gibi…  Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

İNSANOĞLU ACİZDİR

   Bu örneklerden çıkan sonuç; Allah’a kafa tutan, O’nun yasaklarını hiçe sayan toplulukların rüzgardaki bir yaprak gibi aciz, bir sineğe yenilecek kadar güçsüz olduğunu gösteriyor.

Öyleyse kulların bir bedel ödemeden huzurlu bir şekilde yaşaması için Allah’a ve Rasülü’ne tabi ve Allah ve Rasülü’yle kavgasız bir hayat sürmesi doğru olandır.

Çin, Allah’ın yenilmesini haram kıldığı hayvanları yemesinden dolayı onlardan bulaşan Koronavirüsle sarsıldı ve bu virüs dünyayı titretmeye başladı.

Peki gelinen bu noktada bizler ne yapacağız?

Bizim dinimiz bize tedbirli olmayı söyler, Peygamber efendimizin bu konuda pek çok tavsiyesi vardır:

  • Yemeklerden önce ve sonra ellerin yıkanması
  • Havadaki mikropların ağza girmemesi için esnerken ağzın kapanması
  • Salgın olan yere girilmemesi, bulunanların dışarı çıkmaması yani karantina
  • Açığa dışkı, tükürük bırakılmaması bunların  gömülmesi ve insanların oyalandığı yerlere bunların yapılmaması
  • Bulaşıcı hastalığa yakalanmış olanlara yaklaşılmaması veya en az  bir iki mızrak mesafede durulması
  • Kırık veya çatlak kabların kırık yerlerinden kullanmamak (kırık ve çatlaklara biriken, yuva yapan  mikroplardan olsa gerek)
  • İçeceklerin üzerine üflememek
  • Öksürürken elle ya da elbisenin bir parçasıyla ağzı kapatmak
  • Mikropların hızlı ve kolay ürediği idrar ve kanın elbiseye sıçramamasına dikkat etmek.

(Yukarıda sayılan ve benzeri olan tavsiyelerin detayı Buhari, Müslim, Ebu Davut v.b. hadis kitaplarında detaylı bir şekilde anlatılmaktadır.)

Bu saydıklarımız ve bugünkü modern tıbbın önerdiği tedbirler bizlerin salgın hastalıklardan korunmamız için almamız gereken tedbirlerdir. Bizim inancımızda tedbir önemlidir; önce tedbir alınır sonra deve bağlanır.

AZABINDAN AFFINA GAZABINDAN RIZASINA..

Salgın hastalığa veya günümüzün güncel salgın hastalığı Koronavirüse yakalanmamak için alacağımız maddi tedbirlerin yanı sıra Koronavirüsten daha tehlikeli olan günah ve Allah’ın gazabına yakalanma riskine karşı nasıl  tedbir almamız gerekir, hiç düşündük mü?

Allah bu yaşadıklarımızı; yaşadığımız günahlar kastiyle de verebilir ya da günahımız olmasa bile imtihan kastıyla bizleri denemek için, kendisine yönelişimiz için verebilir.

Yüce Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından, belki yalvarıp yakarırlar diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık. Hiç olmazsa verdiğimiz bu musibetler başlarına geldiğinde boyun eğip yalvarsalardı! Fakat kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara yaptıklarını şirin gösterdi.” (En’âm 42,43)

   Dünya bu virüsle neden karşılaştı, biz neden karşılaştık, Allah’ın haram kıldığı hayvanların yenilmesi gibi bilinen sebeplerin yanı sıra bilinmeyen sebepleri de Allah bilir, O’nun katında ve taktirindedir ve her ne sebeple olduysa oldu biz şu an için yapmamız gerekenleri, kulluk vazifelerimizi hatırlamalıyız.

Gerçi Allah’a karşı kulluk vazifelerimiz ölene kadar ve her şartta yapmamız gereken bir vazifedir ancak böyle dönemlerde O’na yaklaşımımızı daha da bir artırmalıyız. Ayet mealinde olduğu gibi boyun eğip yalvaracağız, acizliğimizi kabul edip kudretine sığınacağız.

Ölüm her canlının kaçamayacağı bir son olduğuna göre akıllı davranıp ölüme hazırlık yapacağız. En azından Koronavirüs paniği ile marketleri boşaltan insanların telaşı kadar bari olsun ölümün ötesine hazırlanalım. Aklın yolu birdir ve akıllı insan kim diye sorulduğunda Peygamberimiz (s.a.v.)  şöyle buyurmaktadır:

 “Ölümü en çok hatırlayanları ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananları, işte onlar en akıllı olanlardır.”(İbn-i Mâce, Zühd, 31)

Ölümü doğru yorumlayan insana ölüm; yaratılış gayesini hatırlatır, Allah ile bağını kuvvetlendirir, günah işlemeye firen yapar, ahiret hayatına hazırlığa vesile olur.

Ölüm, toprak olma, yok olma değildir. Bir daha hiç ölmemek için ölmemiz gerekir. Ölüm, dünya meşakkatinden kurtulmadır. Ölüm, mü’minin sevdiklerine kavuşmasıdır. Sevgili Peygamberimiz, vefat ederken; “Yüce Dosta… Yüce Dosta..” diyerek ruhunu teslim etmiştir.

Allah’ın sevdiği şekilde hayat süren, günahlarına pişman olup af dileyen, günahları terk eden bir kimse için ölüm müjdelerle buluşmaktır. “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!” (Fecr- 27,30)

Allah bizleri bu ayetin muhatabı kılsın inşallah.

HERKES AYNAYA BAKSIN

   Sonuç olarak sıkıntısız bir hayat yaşasak da, yukarıda bahsettiğimiz şekilde gerek bizlerin hatası yüzünden ve gerekse imtihan için Allah’ın bize yaşattığı sıkıntılar olan bir hayatımız olsa da bir gün son bulacaktır.

Bir nefesine bile hükmedemediğimiz , görünemeyecek kadar küçük olan bir mikrop karşısında bile aciz kaldığımız şu üç günlük dünyada kendimize gelip doğru bir yaşantıdan başka kendimize yapabileceğimiz bir iyilik yok. O halde geliniz süratle yaşadığımız bir türlü yetiştiremediğimiz , bitmeyen tükenmeyen şu telaşımızın kumandasını bir an durdurup düşünelim; nereye gidiyoruz, bu işlerin sonu ne?

Yine geliniz işimize, ticaretimize, yaşantımıza, düğünlerimizden ölümlerimize varana kadar hayatımızı bir kritik edelim ve Allah’ın sevmediği, yasakladığı ne varsa hayatımızdan söküp atalım. Kurtuluş ancak Allah’ın ve Rasülünün rızasına uygun yaşamaktadır. Merhum şair Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle; “Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!” diyebilelim.

Unutmayalım ki; zamanenin gereği de olsa mecburiyeti gibi de görünse hiçbir yanlışı devam ettirmeye mecbur değiliz, kararlı bir şekilde Allah’a sığınıp mecbur saydığımız o günahı terk edelim. Allah lütfuyla ne kapılar açacaktır. Deneyin görün.

Hayatınızda huzur ve Rabbimin rızası eksik olmasın, kalın sağlıcakla…

 

 

Bu yazı 2744 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar