Tarihimizi doğru anlamanın zarureti ya da çözülmenin dayanılmaz...
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
FARUK BAŞOĞLU

FARUK BAŞOĞLU

söylenmezse olmaz

Tarihimizi doğru anlamanın zarureti ya da çözülmenin dayanılmaz hafifliği

15 Şubat 2020 - 15:57 - Güncelleme: 15 Şubat 2020 - 15:59

Tarih yazmak kolay değildir ama bir mecburiyettir. Tarih yazamayan milletler acınacak bir şekilde yok olup tarih olurlar. İnsanlık tarihi şanlı tarih yazanlarla beraber kanla tarih yazanlarla ve acı bir şekilde yok olup tarih olanlarla doludur. Çok şükür şanlı bir tarihe ve köklü bir millete sahibiz.
Yalnız şanlı bir tarih yazmak sadece geçmişe övgü geleceğe temenni dilekleri ile mümkün olmaz. Hak eden, emek veren ve çağının şartlarını iyi okuyup bunlarla doğru denklem kuranlar şanlı tarih yazacak zaferlere imza atabilirler.
Bunun için de doğru analizler ve doğru dersler çıkarabilme yeteneği esastır.
Tarihimizi öğrenirken ya da ecdadımızdan bahsederken kendimize şu soruları soruyor muyuz?
1- Ecdadımın içerisinde bulunduğu şartlar, zorluklar ve imkanları neydi, bu zorlukların üstesinden gelirken hangi dinamikleri kullandılar?
2- Neleri göz ardı ettiklerinde nasıl bedel ödediler?
3- Ecdadım, yaşadığı çağda kahraman olmuş ama ben kendi çağımda nasıl kahraman olurum?
4- Biz bu hallere nasıl düştük?
Bu soruların sorulmaması için tarihimizi anma ve yad etme geleneğimizde tamamen tek bir gerekçeye bağlamak mümkün olmasa bile kendi çapında bir payı olduğunu düşündüğüm bir algı tuzağı var gibi sanki, ne dersiniz? Kim bilir belki de bu soruların sorulmaması ve yeniden uyanışın dirilişin başlamaması için yıllar önce bir algı oluşturuldu da o devam mı ettiriliyor. Sebebini neye bağlarsanız bağlayın ister algı tuzağı olsun ister olmasın sonuçta geçmişimizden gerektiği gibi istifade edemiyoruz, geleceğimize daha planlı daha emin ve daha kuvvetli yürüyemiyoruz. Sorunlar bizi zorluyor.
BİR YERDE BİR EKSİKLİK VAR
Yazımıza Allah'a şükrederek devam edelim; çünkü binlerce yıllık devlet geleneğiyle beraber, İslâm’la şereflendikten sonra asırlarca dini mübinin sancaktarlığını yapan köklü bir milletin, ilayı kelimetullah davasının sancaktarlığını yapan bir milletin evlatlarıyız. Buraya kadar çok güzel, mazimizin yüz aklığını bilmek, ecdadımızı tanımak ve şanlı tarihimizin kahramanlığını ve kahramanlarımızın hakkını teslim etmek ve tespit açısından söylenmesi gereken çok söz vardır, söyleyeceğiz de elbet. Bizlere böylesine şan ve şeref dolu bir tarihi bırakan, kanını akıtan, terini akıtan, emek geçen atalarımıza şükran borçluyuz , Allah onlardan razı olsun. Bütün bunlar için de kendisinin izni olmadan yaprağın dahi kımıldamadığı seferin bizden zaferin ancak kendisinden olduğuna iman ettiğimiz yüce Rabbimize hamd makamındayız.
Ecdadımızın tavsiyesiyle beraber bizzat yaşadıkları bizler için yaşadığımız hayata bir veri girişidir. Öyleyse bu veri girişlerini güncel hayatımızla harmanlayarak güncellemeliyiz, çağımızın doğru ve güçlü yürüyüşünü tayin etmeliyiz.. Doğru metotlar doğru sonuçlar verir. Bu metotlar kültürümüzde olsun ya da olmasın fark etmez. Kültürümüzde olanı güncelleyeceğiz, olmayan metotları ise kendi kültür potamızda eriteceğiz. Tıpkı yarım asrı geçen bir zaman öncesinde Amerikalı profesör Rufi'nin kendisine Türkiye' de yöneltilen " Sizin gibi çağdaş ve gelişmiş olmak için ne yapabiliriz? sorusuna verdiği cevapta Amerika'nın yaptığı gibi..
Profesör Rufi diyor ki: " Sizin bizim gibi olmanız için hiç bir şeye ihtiyacınız yok, sadece kendi tarihinize bakın ve onu günümüze uyarlayın. Biz öyle yaptık. Askeri sistemimize Osmanlı'nın askeri sistemini aldık, eğitim sistemimize yine Osmanlı'nın eğitim sistemini aldık ve bunları Amerikan kültür potasında eriterek kendimize uygun sistemimizi oluşturduk."
İMKANSIZI YAPMAK İNANMAKLA BAŞLAR

Öyleyse biz neden başaramıyoruz? Dert bizim, çare bizde ama bir türlü çareyi bulamıyoruz. Buna mani olan acaba ilmi analiz ve sonuç çıkarmak yerine geçmişimizle kuru kuruya övünüp durmamız mı, ya da belli bir kesimin yaptığı gibi tarihi karalamak ve belli bir tarihi yok saymak mı?
Tarihi değerlerimizi anarken hep sembolik anmaya mı alıştık? Mesela; sembolik olarak gemileri dağdan yürütür gibi yolda yürütmek çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet Han'ı ne kadar anlamak olur. Fatih Sultan Mehmet çağının akla gelmeyenini ve imkansız denilebilecek bir şeyi yaptı. Peki biz fetih kutlamalarında milletimizi yüceltecek şekilde çağımızın akla gelmeyeni ve imkansız denileni üzerinde düşünüp çalışmaya başlayabilecek miyiz? Tarihimizi nesillerimize anlatmada görsel, sembolik anlatıma karşı değiliz; yanlış olan; içerik ve öz olmadan içi boşaltılmış anmakla kalmaktır.
Bir başka şekilde Atatürk’e benzeyen bir şahsı yollarda yürütmek, Atatürk’ün sevdiği şarkıları çalıp durmak Atatürk’ü ne kadar anlamak olur? Ölümünden on beş gün öncesinde Hindistan gazetelerinde yer alan ifadesiyle “ İnsanlık kurtuluşu arıyorsa Hz. Muhammed’ (sav) in yolunu takip etmelidir.” Sözündeki mesajını ya da Balıkesir hutbesindeki mesajlarını Atatürkçüyüm diye geçinen insanların ne kadarı Atatürk’ü doğru anlayıp gereğini yapabiliyor? Atatürk; yerli ve milli yaklaşımıyla muasır medeniyetlerin üstüne çıkılmasını isterken, siyasi hırsla hareket edip yerine göre millet düşmanlarıyla birlikte hareket ederek, sevincinden üzüntüsüne varana kadar millet düşmanlarıyla aynı çizgide buluşmak ne kadar Atatürk yolundan gitmek olur? Yapmayın, etmeyin, hırslarınıza yenilmeyin, düşman olduğunuz kişinin yıkılması için ülkeyi bile yıkma gözü dönmüşlüğünden uzak durun. Bizler biriz ve bu ülkenin evlatlarıyız. Söz konusu vatan olunca gerisi teferruattır deyiverelim artık. Samimiyet bunu gerektirir, vatanseverlik bunu ister, tarih bizden bunu bekler.
Başlamak için başaracağımıza inanmak, zafer alfabesinin ilk harfidir, ecdadımız zafer cümlelerini Allah’a sığınarak bu harflerle yazmıştır. Bizim tarihi hafızamızdaki alfabemizde bu harfler duruyor yalnız güncel dilimize çeviriye ihtiyaç var. Bu da çağın yeniliklerinin gerisinde kalmadan hatta önüne geçerek çözülmeden, yozlaşmadan çeviriyle mümkündür.

İYİLİKTEN YANA OLURKEN KÖTÜLÜĞE MANİ OLMAK ERDEMDİR
Son yıllarda ülke olarak hamdolsun keyif verici, gurur verici çok mesafeler aldık ve almaya devam ediyoruz, emek verenlere duacıyız, bu uğurda Allah güçlerine güç katsın, iyilik ve güzellik yolunda yıldızlaştırsın. Bu hakkı teslim ettikten sonra bu gelişmeler yaşanırken eksikliklerimiz ve hatalarımızı görmezden de gelemeyiz elbet.
Gelişme, müspet manada değişme güzeldir ama gelişelim derken bizi biz yapan değerlerimiz yıpranıyor, dökülmeye başlıyorsa bu bizi biz olmaktan çıkarır. Bizi bizlikten çıkaran bir gelişme de ancak bu milletin düşmanlarını sevindirir.
İnancımızla, kültürümüzle beraber yükselmek gerçek başarıdır. Biz bu gerçek başarıya hasretiz ve buna kilitlenmek zorundayız.
Günümüz şartlarında bunun yolunu bulmak zorundayız. Üniversitelerimiz, bilim adamlarımız, din adamlarımız ve kurumlarımız, kanaat önderlerimizden sade vatandaşımıza varana kadar düşünmek ve üretmek zorundayız. Bu konuda Allah'a ve gelecek nesillere karşı mesuliyetimiz var. Bu mesuliyetten kaçamayız, kaçamazsın.
Günümüzde ülke olarak umutlandığımız, sevindirici gelişmeler yaşanırken toplumsal çözülüş de yaşıyoruz. Gençliğimiz, aile yapımız kültürel saldırıya maruz. Bu saldırılar sosyal medya diye tabir edilen günümüzün rağbet ettiği bizlerin icat etmediği, haliyle de yönlendiremediği ya da zorlandığı iletişim dünyasından açılan ateşler sonucu yaralanıyoruz. Yalanlar, iftiralar, yönlendirmeler, algı oluşturmalar vs. En basitinden, sahibi yerli olsun yabancı olsun evlerimizde karşısına geçip te izlediğimiz televizyon kanallarımız.. Ne kadar milli değer ve inançlarımıza saygılılar? Adeta dizi enflasyonu oluştu. Bu dizilerin kahir ekseriyetindeki aile yapıları, gençlik modelleri, sosyal ilişkiler bize mi ait? Haya perdesini yırtan o reklamlar ve yarışmalar bize ait değilse hangi rol modeller zorla gözümüze gözümüze sokuluyor? Peki bunlara bir dur demenin bir yolu, bu milletin temel taşlarına saldırıların önünün alınmasının bir çaresi yok mu?
Sözde bunları denetleyen RTÜK kurumu var. RTÜK’ün gücü yetkisi demek ki yeterli gelmiyor. Eğer böyleyse; RTÜK kanunları, yönetmelikleri yeniden dizayn edilmeli, yaptırım gücü milli ve manevi menfaatlerimize göre değerlerimizi koruyucu ve sonuç alıcı hale getirilmelidir.. Toplumumuzu yozlaştırma çaba ve saldırıları sadece bir alanda ve bir yöntemle sınırlı değil maalesef.
AVCI AVA SESSİZ YAKLAŞIR
Öyle bir kültürel saldırı ki pek çok kere farkında bile olmuyoruz, yozlaşmanın tam tamlarının gürültüsü baskın çıkıyor. Çok eskilere gitmeden yakın geçmişimizden hatırlatalım; sanatçı olarak mesleğini icra eden Yıldırım Gürses' ler, Barış Manço' lar vardı. Duruşlarıyla asil, sanatçı yönleriyle vatana , millete, değerlerimize inancımıza hizmete yönelik , insanlığı iyiliğe güzelliğe davet eden birer davetçiydiler. Şarkı sözleri boş değil hoştu ve anlam yüklüydü. Eğlencelerimizde, düğünlerimizde erkekler kadınlardan ayrı eğlenir ve " Genç Osman dediğin bir küçük uşak, beline bağlamış ibrişim kuşak, Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of" diye oyun havasında tempo tutardı gençlerimiz.
Düğünlerimiz, eğlencelerimiz bile Geçmişini hatırlatan geleceğe hedef koyan bir ders niteliğindeydi. Şimdilerdeki gibi modernleşme kompleksi ve ezikliğiyle kendimizi ,değerlerimizi, inancımızı unutmuyorduk.
Şimdi de milli ve manevi değerlere saygılı bir şekilde gerçek sanatçılarımız az da olsa mevcut, onlara da haksızlık etmeyelim; lakin çoğunluk maalesef alkol tüketimini, zararlı alışkanlıkları ve fuhşiyatı özendiren tarzda icra ediliyor. Ya da dinlerken bazılarına hoş gelen hoş gelenlere bile boş gelen, dinleyene bir hedef koymayan, tarihi, milli ve dini duygu uyandırmayan tarzda boş, malayani şekilde sanat adı altında adeta şeytan maskaralıkları olarak her daim dozu artarak devam edip gitmiyor mu?.
NORMAL OLMAYAN HALLER NORMALLEŞTİRİLİYOR, AYARLARIMIZLA OYNUYORLARz
Hayatımızdaki dün anormal gördüklerimizi bugün bir bir normal hale getiriyorlar veya normalleştirmeye çalışıyorlar. Allah'a ve Rasülü'ne harp ilan etmek olan faizin, normalleştirilerek toplumdaki pek çok kişinin hayatında sıradan bir hadise olarak normalleştirildiği gibi, ya da nikahsız beraber yaşam şeklinin normal gösterilmeye çalışıldığı gibi. Ya da menfaatine göre helal haram demeden insanların işlerine kuralsız ve iş ahlakına uymayan bir şekilde ayar vermelerinin uyanıklık veya ticaretten anlama olarak algılanmaya başlanmasının garipliği gibi..
Eğitimden eğlencemize varana kadar ayarlarımızla oynayıp ayarlarımızı bozuyorlar. Bizim fabrika ayarlarımıza dönmekten başka da çaremiz yoktur bunu da bilelim.
Bu saldırılar inanın sınırımıza dayanmış terör tehdidinden geri kalmaz, hatta yerine göre ileri gider. Düşmana karşı silah tutan elin iradesini çözecekseniz onun inandığı uğruna şehid olmayı göze aldığı değerleri zayıflatıp ucuzlaştıracaksınız. Yapılmaya çalışılanda bu.
Cemil Meriç kamusu (dili) namus olarak görenlerdendir: “Kamûs, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır.”
Adeta dilsiz hale geldik nerdeyse. Sosyal medya yazışmalarımızda kendi diliyle emoji denilen
 işaretleri ve daha nicelerini dil gibi. işaret dili gibi kullanmaya başladık.Ya da s.a – a.s. gibi harflerle selamlaşır hale geldik nerdeyse.. Ne oluyor bize? Biz dua ederken dua anlamını anlatmaya çalıştığımız emoji işaretiyle, hıristiyanların dua etme şekliyle dua etmeyiz bir kere, ve harfler de selamın yerini tutmaz. Allah aşkına ne oluyor bize.. Ya toplumu ayakta tutan aile yapımız…? Kadını yıkarsanız, aileyi, aileyi yıkarsanız toplumu yıkarsınız!
TEDBİRE DAVET
Çözülüyoruz, aşınıyor yıpranıyoruz. Tedbir gerek.
Bizlerin değerlerine bağlı güçlü ve dirayetli bir millet olmamız için ekonomik sistemimizin faizden arındırılmış tertemiz barış ve bereket dolu bir ekonomik yapıya kavuşturulmasının yolu açılmalı çareleri bulunmalıdır. Eğitim sistemimiz çağını aşmaya cüretkar bir şekilde ilmin ve alimin yeniden kutsal bir yüceliğe kavuşturulması mecburiyettir. Demokrasi; aklı, gelişmeyi, çağı açacak doğru vicdanların önünü, hakkı kullanmanın yolunu açıyorsa doğru kullanılıyor demektir. Yoksa; aymazlığı, boş vermişliği, şımarıklığı değerlerden uzaklaşıp kar gibi erimeyi ve nemelazımcılığın önünü açıyorsa zehirleniyoruz demektir, zehirlenmeden kullanmanın yolu icat edilmelidir. Eğitim sisteminden, sosyal medyamızdan, teknolojimizden sinemamıza varana kadar inancımıza, değerlerimize saldırmayan saygı duyan ve katkı veren bir yapıda olmamız elzemdir. Başka türlü bizlere hayat hakkı tanımayanlara karşı direncimiz kalmaz oyuncakları oluruz.
Oyuncak olup Allah korusun yok olmamak için de başlangıçtaki çağrı nitelikli sözümüzü bir daha tekrar edecek olursak;
Üniversitelerimiz, bilim adamlarımız, din adamlarımız ve kurumlarımız, kanaat önderlerimizden sade vatandaşımıza varana kadar içinde bulunduğumuz sorunların çözümüne dair düşünmek ve üretmek zorundayız. Bu konuda Allah'a ve gelecek nesillere karşı mesuliyetimiz var. Bu mesuliyetten kaçamayız, kaçamazsın.
VAR MISIN TARİH YAZMAYA?
Hem kaçsan nereye kaçacaksın ki? Biz yüce bir milletiz, sığıntı olamayız , bir başka bayrak altına da sığmayız. Allah korusun.
Öyleyse her birimiz bu vatan için ne yapabiliyorsak yapabileceklerimizi çoğaltalım. Öncelikle kardeşliğimizi fikirlerimiz ayrı olsa da kuvvetlendirelim; vatan dedik mi kucaklaşmasını becerelim. Hangimiz hangi mesleği icra ediyorsak o alanda ya da aklımızın erdiği her alanda çağı aşacak, ülkemizi yüceltecek, sorunlarımıza çare olacak bir şeyler üretmeye, düşünmeye, icad etmeye başlayalım. Çobansak çobanlıkla ilgili, mühendissek, mühendislikle ilgili, akademisyensek alanımızla ilgili hakikaten çağımızın sorunlarını yenmekten öte çağı aşacak potansiyelimizin farkına varalım ve bir şeyler üretelim yapalım. Canımızı yakan sorunlar için
kafa yoralım. Yoksa dedikoduların, şahsi düşmanlıkların, itham ve iftiraların bu millete zarardan başka katacağı bir şey yok. Bu enerjimizi tarih yazacak işlere harcayalım… tarih olmadan.. Allah korusun.
Yazımızı bilge lider, kahraman mücahit Aliya İzzetbegoviç’i rahmetle anarak onun sözleriyle bitirelim:
“Cami minarelerinden ve televizyon vericilerinden halka yönelen mesajlar birbirine zıt olursa ne elde edebiliriz ki?”
“Olduğunuz gibi kalın. Dininizi, milliyetinizi koruyun. Kimliğinizi kaybetmenin bedeli köleliktir.”
“İslami inanç ile, gayr-ı İslami yaşamak, üretmek, eğlenmek ve hüküm sürmek mümkün değildir. “ 
Aliya İzzetbegoviç

Bu yazı 3485 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar