VATANSEVERLİK Mİ PARTİSEVERLİK Mİ?
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
FARUK BAŞOĞLU

FARUK BAŞOĞLU

söylenmezse olmaz

VATANSEVERLİK Mİ PARTİSEVERLİK Mİ?

22 Haziran 2021 - 14:42

  Vatan sana canım feda.. Vatan candan azizdir. Vatanı olmayanın hürriyeti yoktur, hürriyeti olmayan bir insan ise dinini bile tam yaşamaktan mahrumdur. Bizler için vatan; Kur’an’ın kök saldığı toprak, ezanın, hür kuşlar  gibi uçarak gökyüzüne yayıldığı yankı bulduğu gök kubbenin altıdır. Vatan inançtır, vatan ay yıldızlı bayraktır.Ve vatan dedik mi akan sular durur yediden yetmişe herkes her şeyden geçer de gelir. En son 15 Temmuz’da olduğu gibi. Bizim ordumuz sadece Türk Silahlı Kuvvetleri değildir. Vatan müdafaasında iş başa düştü mü; kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla yaşlısıyla hepimiz bir orduyuz. Çünkü biz de “HER TÜRK ASKER DOĞAR”.
Amma velakin gelelim konunun inceldiği noktaya..
VATANSEVERLİĞE DÜŞEN GÖLGELER
Aslında kimse vatanseverliği üzerine toz kondurmaz; kondurmamalı da. Fakat gündelik hayatımızda yaşanan olaylar karşısında yerine göre yanlış duruşumuz veya verdiğimiz yanlış tepki canımızı vermeye hazır olduğumuz, candan aziz bildiğimiz vatanımıza zarar verebiliyor. Yerine göre esnaf sohbetlerinde yerine göre sosyal medyada bize servis edilmeye çalışılan yanlış algıları iştahlıca kullanabiliyor ve bunu da bir vazife icra eder edasıyla yapabiliyoruz
Elbette her şeyi kabullenmeyeceğiz, yanlışların düzelticisi doğruların destekçisi olacağız ama bunları yaparken mevcut birikimleri harcamadan, yıkmadan, kırmadan yapacağız ve taşın üstündeki taşı yıkmak yerine tuğlanın üzerine bir tuğla da biz koyarak yapacağız. Diğer türlü herkes kendini haklı görür yapıcı değil yıkıcı oluruz ve güzelim ülkemize yazık ederiz.
AKIL TUTULMASINA DİKKAT!
Farkında dahi olmadığımız halde fanatiği olabileceğimiz, mensubiyetini hissettiğimiz partimiz, cemaatimiz veya her hangi bir sivil toplum kuruluşumuz ben de bir akıl tutulması oluşturdu mu acaba diye samimi bir şekilde sessiz ve içten kendimizi hiç sorguladık mı? Bu kurumlar doğru işletilirse vatana hizmet eder doğru işletilmez ise hastalıklı hale gelir, fanatikliği doğurur. Fanatiklik başlayınca akıl devre dışı kalır ve hislerimizle hareket etmeye başlarız. Oysa bir şeyi aşırı sevme bağlanma olan fanatiklik konusuna Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem dikkat çekerek; “Bir şeyi (aşırı) sevmen, seni kör ve sağır eder” derken, bir şeyi veya bir kimseyi aşırı ve kontrolsüz sevmenin, insanı sevdiği kişi hakkındaki eksiklik ve kusurlara karşı, görmez ve duymaz hale getireceğinden dolayı uyarıyor.
Fanatik yapı, kişinin muhalif olduğu tarafla ilgili yanlış algıları, yalanları, iftiraları kolayca kabullenmesine neden olduğu gibi; düşmanın kullanımına da müsaitleşiyor ve artık yıkım başlıyor. Ve bu yıkım, doğruların, ülke kazanımların yıkımı oluveriyor sonuçta.
Farklı fikirlerin ve  kuruluşlarının olması doğaldır, herkes farklı düşünebilir, bunda bir yanlışlık yoktur. Doğru gelişim ve değişim için olmalıdır da. Yanlışlık; sevmediğimiz, bizim gibi düşünmeyen insan veya kurumların tasfiye edilmesini isterken bunun yolunun vatana zarar verme pahasına, düşmanla aynı safta durma vebaline rağmen olmasıdır. Ya da,  gaflet içinde farkında bile olmadan küçük hesaplarımızın peşinde koştuğumuzu zannederken düşmanın büyük hesaplarına hizmet etme acizliğini dahi fark etmemektir. Kendisini sorgulamayan, hatasını görüp kabul etmeyen gaflete düşer bu büyüklüğü gösteremez, ihanetin ekmeğine yağ sürer. Bunu durduracak olan ise; aklımızı rahmani bir şekilde yani temiz aklı harekete geçirmekle olur. Ve burada her parti, her cemaat, her sivil toplum örgütü kısaca her can sorumludur ve vebaldedir.
Bu hassasiyetle davranamayanlar, düşmanın vatanseverler üzerine kurduğu tuzağı fark edemeyerek kendi hedefine yürüdüğünü zanneder ama öyle olmaz. Düşmanın kendisine düşman seçtiği kişiyi o da düşman görmeye ve hasımlık etmeye başlar. Hırsın, öfkenin ve tarafgirliğin fitili ateşlenir ve çok şey görülmez artık. O çok sevdiği vatanına kendi çapında darbe üstüne darbe indirmeye başlar. Başlar da  vatanının bekçisi olan devleti yıkılmadan hatasını görmez, Allah korusun ta ki yıkıldığında görür. Tıpkı Osmanlı devletinin yıkılış öncesinde ve sonrasında olduğu gibi..
“TARİH DEĞİL, HATALAR TEKERRÜR EDİYOR”
Vaktiyle II. Abdülhamid, koskoca imparatorluğu ayakta tutmak için direnirken diğer yanda haçlı ruhu birlik olup emellerine ulaşmalarına mani olan   II.Abdülhamid' i tahtan indirmek için bu günün deyimiyle algı operasyonu yapmaktan suikast tertibine kadar her yolu denerler. Oluşturdukları algılarla; "Kızıl Sultan, despot, zalim, gerici yobaz, deli, hürriyet düşmanı istibdatçı, diktatör vb." iftiraları zihinlere yerleştirmeye çalışırlar ve başarılı da olurlar. Hatta dönemin tanınan vatanseverliklerinden ve ihlaslarından şüphe etmediğimiz pek çok tanınmış isimler  bile bunlara inanıp Abdülhamid'e karşı cephe alırlar. Kimisi Abdülhamid'e karşı yapılan yürüyüşlerde konuşma yapar, kimisi muhalif yazılar kimisi de zehirli kelimeleri şiirlerine kusar. Sonuçta Abdülhamid tahtan indirilir ve ilerleyen zamanda koskoca imparatorluk yıkılır. Abdülhamid'e muhalif olup saldıran vatanseverler bir bir pişman olup gerçeği görürler ve pişmanlıklarını şiir ve yazılarında dile getirirler.
Aslında bu şahsiyetler vatanseverlikleriyle bize örnek oldukları yol gösterdikleri gibi bir beşer olarak yanılgılarıyla da bu yanılgılarını itiraf ederek te bugünün biz insanlarına yine örnek olup yol gösteriyorlar. Sanki; “biz yanıldık siz yanılmayın bu algılardan, yalanlardan, iftiralardan oluşan tuzakları fark edin, birliğinizi, kardeşliğinizi bozacak tuzaklara fırsat vermeyin” dercesine.. İsterseniz, isimlerini yazmaya dahi gönlümün razı olmadığı  kıymet verdiğimiz bu şahsiyetlerin bazı itiraflarını paylaşalım: Mesela; öncesinde kan kusan kin kusan ve Abdülhamid düşmanlığında birlik olanlardan bir muhalif sonrasında şöyle özür diliyor Abdülhamid’den;
“Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.
Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî Padişâhına.
“Pâdişah hem zâlim, hem deli” dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse, biz “beli” dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına. “
Bir diğer evvelinde muhalif ise şunları diyerek pişmanlığını anlatıyordu:
‘’Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi.
Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş;
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!’’ derken bir başka kalem ise şunları yazıyordu;
“Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı? Hiç… Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı. Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalışmıştı. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor.”
Daha vereceğimiz örnekler elbette var ama maksadı anlatmaya yeter diye düşünüyorum. Vatanını seven, dinini seven bu kişiler yaptıklarını bu ve benzer şekilde dile getirdiler, getirdiler getirmesine ama ne fayda; Osmanlı yıkılmıştı. Pişmanlıklarıysa o an için bir fayda vermiyordu. Ama şimdi bize fayda verebilir. Bunlar bizim için kıymetli ve bu yaşananlardan bizler ders çıkarmalıyız.
O günlerden bu günlere geldiğimizde hadiselere bir baktığımızda o günkü haçlı ruhu bugün düşman olarak yine karşımızda ve taktikler yine aynı. Abdülhamid'in ifadesiyle; "Tarih değil hatalar tekerrür ediyor". Bu tekerrür eden hataları hızlandıran ve kolaylaştıran ise her türlü fanatiklik, gaflet ve akıl tutulmalarıdır.
Bugün bir bakıyorsunuz 70 li yıllardan yakın zamana kadar “Milli Harp Sanayi Kurulmalıdır”, “İMF ipi boğazımızdan çıkarılmalıdır” , “Ayasofya ibadete açılmalıdır” .. gibi örnekleri çoğaltacağımız ve olması için mücadele edilen pek çok güzellikler olmuşken sevinip, bunları yapanlara hem müteşekkir hem destek olunması gerekirken duacı bile olunmadan düşmanı sevindirecek yerde durulmasını anlayabilmiş değilim.
Alemi İslam’ın ve mazlumların umudu olan gittikçe güçlenen ve parlayan yıldız olan canımız Türkiye’miz hakikaten hem içerde hem dışarda çok zorlu mücadeleler veriyor.
VATANSEVERLERE ÇAĞRI: BİR 
BİRİMİZİ SEVMEYE MECBURUZ
Vatanseverlere yakışan ise birlik olmak ve bir birine güç vermektir. Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir, ama şunu da unutmayalım ki inananlar kardeştir ve bir birimizi sevmeye mecburuz. Peygamberimiz aleyhisselamın bize öğrettiği; Bir birinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, iman etmedikçe de cennete giremezsiniz” şeklinde iken bir birimizi sevelim. Hataları, yanlışları sevmeyelim, kabul etmeyelim ama doğruların yücelticisi, destekçisi olurken yıkıcı olmadan yapıcı bir şekilde yanlışların da yılmaz düzelticisi olalım .Dinimiz gibi yanlışları birle, iyilikleri onla çarpalım ne olur sanki? Partiniz ya da cemaatiniz bir başka deyimle bağlı bulunduğunuz sivil toplum kuruluşunuz ayrı olabilir; olsun. Bu durum vatan için, bayrak için, ezan için bir araya gelip doğruları yüceltmenize mani değil ki! Eğer vatanın hayrına olan bir doğruyu gördüğünüz halde destek olamıyorsanız, vatanınıza zarar veren insanlarla hala mensubu bulunduğunuz kuruluşun çıkarları için aynı safta durabiliyorsanız; siz layıkıyla vatansever olamamış ve vatanseverliğinizin üzerine partinizin, cemaatinizin ya da sivil toplum örgütünüzün fanatiklik gölgesini düşürmüşsünüz demektir.
ELİN, KARDEŞİNİN ELİNİ YIKAYAN EL OLSUN
Herkes hata yapabilir ve yapacaktır da; çünkü biz insanız. Ve yapılan hataları genelleme yaparak hüküm verici, toptancı olmayalım. Peygamber aleyhisselamın topluluğunun arasında  bile isim isim Cebrail aleyhisselamın bildirdiği münafık sayısının üç yüz kişi olduğundan bahsedilir. Lakin kendimizde ya da başkasında kim üzerinde olursa olsun hatayı kabul eden değil düzelten olacağız. Çünkü Müslümanlar Peygamber aleyhisselamın gözünde bir birinin üzerlerindeki kirleri yıkayan iki el gibidir. Biz de öyle yapalım, zorumuza gitse de yapalım. Allah’ın emri için, ümmetin umudu aziz vatanın hatırı için..
Hem ayrıca kendimizi hep sorgulayalım ve “Allah’ım bizi dos doğru yolundan ayırma” diye dua edelim. Ya bizim doğru bildiklerimiz yanlışsa.. ya düşmanın algı rüzgarına kapılıp dün Abdülhamid’e yapılanların benzerini bugün biz yapıyorsak? Bu vebalden bizi kim kurtarır; partimiz mi, cemaatimiz mi veya peşine düştüğümüz güçlü sandığımız kuvvetler mi? Vebale düşmeden doğru işler yapmak aklın yoludur. Allah, herkese kendi yaptıklarının karşılığını verecektir.
DOST KİM, DÜŞMAN KİM VE DÜŞMAN OKLARI NERE DÜŞÜYOR?
Aslında bunu ayırt edecek İmamı Şafi Hazretlerinin bir tavsiyesi var;
İmam-ı Şafi'ye sormuşlar; Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız? Demiş ki: "Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür, düşman oklarının düştüğü yer sizin safınızdır."
Şimdi bu söz özerine kendi vicdanımıza soralım düşman okları nereye düşüyor? Amerika, İngiltere, Fransa, İsrail… ve daha nice günün Haçlı topluluğu neyi istiyor neyi istemiyor? Dün, Çanakkale’ye bu ülkeler piknik yapmak için mi gelmişlerdi? Ya da şimdi bize düşmanlıktan vaz mı geçtiler? Hal böyleyken yoksa biz; Allah korusun Ülkemizde yaşananlarla ilgili, onların sevindiklerine  seviniyor, onların üzüldüklerine üzülüyor muyuz?. Eğer sevinciniz ve üzüntünüz onlarla aynıysa hiç kusura bakmayın ama vatanseverliğe gölge düşmüş ve ümmetin vebali omuzlarınıza binmiş olabilir. Sebebi ister particilik olsun ister cemaatçilik isterse başka şeyler.. Aklın yolu, vebalden kurtulmanın yolu fanatikliği terk etmektir. Doğruların yanında, yanlışların karşısında durmaktır. Ama pire için yorgan yakmadan, bir birimizi hoş görerek, yapacağımız hamlelerin vatana zarar verip düşmanın ekmeğine yağ sürmeyecek olmasına dikkat ederek ve “SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR” Diyerek… Yoksa dünyadaki bütün zulümlerin haksızlıkların, kargaşaların beyni olan Siyonizm’e farkında olmadan hizmet eder, kölelikten kurtulamayız. Her çağın köleliği de o çağa özgün olur.

Bu yazı 501 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar