2 NİSAN ŞAKASI
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

2 NİSAN ŞAKASI

02 Nisan 2015 - 00:12

Darwin, şayet başka bir alemdeki Adem’den bahsetmiyorsa; şaşkın bir düşünürden ileri gitmez benim nazarımda… Şu mavi-yeşil gezegenimizdeki biz insanoğullarının atası Adem babamızın, başka bir alemdeki evrimi-devrimi beni ilgilendirmiyor bugün…
İsterseniz işin Malik’inin bildirdiklerine bir göz atalım sonra düşünürüz…
“Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin (karın) cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz." Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. Dedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 35-38) 
Bakayım sizler gibi doğru anlamış mıyım?
Adem babamız ve eşi, -bir başka alemde yaratıldıktan sonra- bizce malum olmayan bir yere yerleştirilir… İşin sahibi “Cennet” diyor oraya… Adem ve eşi için; orada, yeme-içme, yaşama sıkıntısı yoktur. Üretim-tüketim, enflasyon-devalüasyon, resesyon, formasyon her neyse böyle sıkıntıları yoktur. Bunca nimete karşın bir nebzecik kısıt vardır. Şu ağaca yaklaşmayın. Yaklaşırsanız dayanamayıp yersiniz. Yerseniz de başınız belaya girer.
-Mirim elma ağacı mı idi o?
-Elma mı? Bilmem ama AYVA olduğunu düşünüyorum; deyimimizden dolayı. O ve eşi de yaklaştılar o ağaca… Dayanamayıp yediler. İşte o an bu an AYVA’yı yediler… Her neyse şakası bir yana… 
Yemişler atalarımız. Ve ayıp yerleri açığa çıkınca oraya layık olmadıkları anlaşılmış ve tard edilmişler.
-Mirim ayette tard edilmiş demiyor.
-Kahya Efendi ben kibarını söyledim. Kovulmuşlar…Ayette de tercümede “inin” kelimesini kullanmışlar. “İNBİTUUU” emri: Defolun, gidin “Bunca nimete karşın küçücük bir ricaya es geçen saygısızlar,” anlamında: İnin! Hani kral tahttan ya da makam sahibi koltuktan indirildi derler ya… O kabilden… Nereye? Şu an yaşadığımız mavi-yeşil gezegene… 
Artık tevbe mi edersiniz, söz mü tutarsınız, buğday mı yetiştirirsiniz, avcılık mı yaparsınız, birbirinizi mi boğazlarsınız kendiniz bilirsiniz.
Gün o gündür bu gündür bu curcuna içinde sürmekte hayatımız.
Şimdi düşünelim; atamız ve biz, bu dünyanın asli unsuru değiliz; buraya sonradan geldik…  Atamız buraya gelirken bir tek fert olarak değil “aile” olarak geldiler. Yani burada izdivaç etmediler; zaten evlilerdi…
Şimdi mesele şu ki; günümüz çağdaş anlayışına göre “bireyselleştirmeye” çalıştığımız şu insanoğlu; özünde, tekil bir “BİREY” değil. Herkes, ya evlat oğul-kız,  ya da ata ana-baba; ya da dede büyük anne veya torun morun işte. Demek ki bizim insan kimliğimiz kadar önemli olan “nesep zinciri.” Yani herkes evlat kimliği taşıdığı kadar da ata kimliği taşımakta; bunu görmezden gelmek ve göz ardı etmek işin doğasına aykırılıktan başkası olamaz. Herkesin asli unsur olan bu temel değer ve sorumluluklarından kaçma şansı yoktur…
İns, cin, hayvan, bitki gibi “mükevvenat” terimleri; antropoloji, biyoloji, zooloji terimleri değildir. Bu terimler okka gibi Kur’an’î terimlerdir. Bu terimlerin içeriğini de “işin sahibi” nasıl tanımlamışsa odur. Dünyamızda konu komşuluk, yurttaşlık-ülküdaşlık, dostluk arkadaşlık her neyse bunlar değişken yakınlık tanımlarıdır. Artar eksilir en nihayet kaybolur gider. Amma nesep bağı asla kaybolmaz o asıldır…
- Mirim bu 2 Nisan ne iş?
-Ha o mu? İnsanların, milletlerin kader tarihleri vardır. Benim ki de 2 Nisan… Hani bizim 19 Mayıs, 23 Nisan, 10 Kasım, 28 Şubat, Aralıkları saymayalım bunlar gibi. Bir de 15 Mart var…
-15 Mart’ta ne olmuş Mirim. Benim hafıza boş bu konuda…
- Bak neler olmuş… Hani şu Marlboro sigara paketlerinde –armada- yazılı üç kelime var: VENİ-VİDİ-VİCİ… Geldim-Gördüm-Yendim… Bu veciz ifadeli mektubu yazan İmparator: JÜL SEZAR. Senato tarafından; önce bir yıllığına, son on yıllığına, daha sonra da ömür boyu İMPARATOR-DİKTATÖRLÜĞÜ ilan edilen kişi. Ama bu konuda; senatodaki Cumhuriyetçiler, rahatsız. Bir suikast düşünürler. Başka çare kalmamıştır artık… Kahinin biri hisseder olayı  ve Sezar’a: 
-15 Mart’a dikkat et! Der. Onu uyarır. 
İnsan en güçlü anında en zayıf duruma düşermiş ya gafletten. O kabilden… 15 Mart gelir. Kahin’i görür Sezar:
-15 Mart geldi hani ne oldu? Der… Kahin: “Doğru 15 Mart geldi ama gün daha bitmedi!” Der cevaben…
15 Mart günü Cumhuriyetçiler içlerinde Sezar’ın oğlu da olarak suikastı gerçekleştirirler… Suikast timindeki oğlu da hançeri saplarken; Sezar, tarihe geçen sözünü söyler:
-Sende mi Brütüs?!!!
-Mirim kabahat Kahin’in… Neden? Dersen… Adam Sezar’a 15 Mart’a dikkat et demiş… Halbuki, Brütüs’e dikkat et! Demesi gerekiyordu.
-Haklısın… Tarihi bilmiş ama Katil’i bilememiş. İşte benim 2 Nisan o… Dünyada hiçbir davranış birbirinden azade, bağımsız değil, vesselam…

 

Bu yazı 1567 defa okunmuştur .

Son Yazılar