DUT AĞACI… HÜDAYI NABİT… HEM DE 3+1…
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

DUT AĞACI… HÜDAYI NABİT… HEM DE 3+1…

12 Haziran 2015 - 20:19

Mirim bugün Cuma… Zaman tanımlarının biridir hafta… Otuz dört vakit namaz evde yalnız kılınır ama Cuma günü Öğle Namazı vaktinde kılınan Cuma Namazı 35. vakittir… Mutlaka,  yerli yabancı, eş dost fark etmez; toplulukla kılınır, malum bunu sana anlatacak değilim… Ayrıca konum da değil. Yalnız geçen Cuma hatip bir konuya parmak bastı; o gün bu gündür, indir bindir, doldur boşalt irdeleyip duruyorum… 
“Boğazınızdan geçenlere iki şekilde dikkat edin! Bir: Allah’ın yasakladıklarını boğazınızdan geçirmeyin… İki: Yenilmesi helal olan şeylerden olsa bile; kul hakkı yemeyin… Bir de şuna dikkat edin dedi: Şüphelilerden de kaçının…” Haydi ilk iki tanımı anladım; ya şüpheliler…
-İyi Kahya Efendi burada anormal bir şey görünmüyor ki… Hani bazı konularda hatipler hocalar eleştirilir ya… Burada aykırı bir şey yok… Bir haramları yemeyin asıl yönünden. İki: Biçim yönünden de helal olmasına rağmen usül yönünden Allah’ın rızasına uymuyorsa onu da yemeyin yani “kul hakkı…” Bu belirginlerin dışında; şüpheliler varsa da kaçının iyiliğiniz için demiş… Seni rahatsız eden ne?
-Mirim konu şu… Oturduğum evimin sokağında bir virane ev var. Duranı yok. Kim bilir ne olmuş, nerede sahipleri, emanetçileri…  Müstakil ev… Viranelik. Bahçesi de hak getire aynı. Mezbelelik… İçinde bir dut ağacı var. Çoluk çocuk altında hem gölgelenip dolmuşlarını bekliyorlar köylerine gitmek için hem de erebildikleriyle ziftleniyorlar… 
Hani haramlar ve şüpheli şeyler süslüdür ya… Cıngıllı… Aman ne cazibeli duruyor dutlar bir bilsen… Asıldım bir dalına… Yarı olmuşlar dişe dokunuyor; kırt kırt… Tombullaşmış, beyazlaşmış olanlar daha bir suluca. Tadı? Eh fena değil… Biraz kekremsi olsa bile dalından dut yiyorsun anla yani…
Geliş gidişlerde fırsat oldukça bir iki avuç yedim ve yiyorum. Sahibi yok… Saklı gizli de değil… Ben dut yememi hangi gruba sokacağımı bilemiyorum…
-Tamam mesele anlaşıldı… İçine sinmiyor. İslam’ın bakış açısı şu:   Kasıt olmadan veya kendini tutamayarak kendi nefsine ve/veya başkasına , zarar verecek bir şeyi yapmışsan; bir daha yapmamak ve ısrar etmemek şartıyla “Tevbe Kapısı açık…” Verdiğin zararı tazmin edersen, karşılarsan; Tevbenin kabulü daha bir olası… Yani kısaca kendi nefisinin haklarını korumamışsan; başkasının hakkını yemişsen günahkarsın bunun çözümü tazmin ve tevbe…
Şüphe ettiklerine gelince… Şu senin DUT Meselesi… Bu tür ağaçlar; şayet, çevrili, sahibi olan bir alanda değil umuma açık bir alan arazi bahçede ise bunlara HÜDAYI NABİT derler. Yani “Allah tarafından büyütülmüş” demektir… C. Hakk fakir fukara, garip gureba, miskin tembeller için; hayvan haşerat, börtü böcek için öyle ağaçlar yetiştirir… Öyle ağaçlar, insanoğlu için doyumluktur, tıkınmak için değildir. Hele hele son model arabanla geçerken baktın, Hüdayı nabit ağaç var; meyveleri arabana yükle git! O kabilden değildir işte… 
Öyle ağaçların çekirdek veya tohumlarını kurt kuş getirir, rüzgar savurur, en olmadık şart ve yerde de biter. Sen allar pullarsın, eker diker, çapalar, sular büyütmeye çalışırsın güç bela yetiştirirsin… Öbürü, Allah’ın taşının üstünde biter… Neyse  kısaca şu: Bu tür ağaçların meyvelerinden nefsine yetecek kadar yemek  günah değildir… 
Senin burada bu ağaç Hüdayı Nabit değil… Sahipli bir alanda; ama sahipleri meçhul… Viranelik. Bakımsız bir yer. O dutlar da aslında milli bir servet ve insan kursağına gitmesi kadar doğal bir şey olamaz… Ama şüphe taşır.
-Tamam bak sen de benim noktama geldin… Bunları yememeli miyim? Ama yedim ne yapmalıyım?
-Yedin tamam… Bakıyorum daha yemeye de kararlı gibisin… O zaman yapacağımız şey şu olmalı: Riskli şeyi hayra çevirmek ve toplu memnuniyet yaratmak… Öyle bir amelde bulunacaksın ki, ilintili ve ilişkili olan her tarafeyn memnun olacak… Öyle, biri az; diğeri de çok olmayacak… Üçlü memnuniyet Allah’ın rızasını doğuracak… 
-Mirim o nasıl olacak?
-Bak şöyle… Sen bu dutlardan ne kadar yedin… Üç beş avuç veya bir kilo … Neyse, ona bir bedel biç… Faraza; üç lira beş lira on lira… O takdir senin… Bu biçtiğin değeri; fakir fukara, öğrenci, muhtaç miskin, her kimse onlara sadaka olarak ver... Dilenmeyi huy ve iş edinenlere verme yalnız… Hem de bu sadakayı verirken de; “ Yediğim dutların sahibi adına hayır işliyorum Yarabbi de!” O niyetle ver…  Sadaka onun adına olacak yani… İşte buna üçlü memnuniyet derler... Sen dut yedin memnunsun, bir… Sadaka verdin o fakir memnun oldu, iki… Dut ağacının sahibi adına hayır yaptın o da memnun oldu, bu da üç… 
-Mirim, 3+1?.. Ne menem şey?..
-Kahya Efendi, Eşim,  bu memnuniyetin üzerine sevap doğuyorsa  o da fazlası olmaz mı? Deyince…
-İşin rengi değişiverdi.Zira  C.Allah, gizli yapılan, arkadan yapılan bu hayrı hem kabul eder hem de aynı oranda sevabını sana da verir… Üç’ü memnuniyet bir’i de sevabı işte… Ancak her memnuniyet sevap doğurmayabilir… “Yak bi cigara dersin!” Memnuniyet doğurur ama sevabı için şüpheliyim…Burada öyle değil…
İşte buradaki üçlü memnuniyet, Allah’ın rızasını doğurur… Bak, bazen şüpheli şeyler, senin hayır işlemene vesile bile olabilir… Mesele olaya o gözle bakmakta yatar… Haydi hayırlı Cumalar… 

 

Bu yazı 1665 defa okunmuştur .

Son Yazılar