LEZZET Mİ?.. MEKAN MI?.. ÇITIR SİMİT…
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

LEZZET Mİ?.. MEKAN MI?.. ÇITIR SİMİT…

13 Haziran 2015 - 09:18

Belediyemizin, sesli hizmetlerinden biri: Belediye İlan Bürosu…
 Anonstan:  “Sağanak bir yağmur yağacak, vatandaşlarımızın dikkatine!” Meyanında…  10 Haziran 2015 saat 14.00 civarı… Ben de aheste aheste cisil yağmurun altında yürüyorum… Keyif verici… Hatta bir de dalga geçerek…
-Mirim neden dalga geçerek?
-Neden olacak? Hava Tahmin Raporu ya… Adı o işte: Hava Tahmin Raporu… Tahmin ediyorsun; adeta, falcılık…
-Mirim sen öyle zannet… Halbuki Meteorolojinin Rasat Aletleri ve bu aletlerin kabiliyetleri arttı… Şayet ölçme mesafelerini daraltırsan; noktası noktasına, -rasat sonucuna göre-, hava bilgilendirmesi yapılıyor artık… Tahmin değil; bilgilendirme…
-Sahi Kahya Efendi saat 16 civarı -eşimle-  şöyle mutat/alışılmış yürüyüşümüzü yapalım, dedik… Elimizde gazetelerimiz, dost işyerlerine hem bir merhaba sarkıtıyoruz hem de gazete veriyoruz. Rüya Fotoğrafçılıkta”; ileride çok iyi şeylere imza atacağını umduğumuz Gülay’la, girizgah/başlangıç kadar, tadımlık fotoğraf sanatı ve fotoğraf çekim tekniklerini konuştuktan sonra caddeye attık kendimizi…

Sen misin caddeye çıkan? Hafiften yağmur başladı… Halk Bankası derken kenar köşe dön. İplikçi Cami civarı  yağmur sağanağı başladı. Şemsiyemiz  yok… Bardaktan boşalırcasına değil; adeta testi kırıldı yukarıdan…Gerçi hoş şemsiye olsa ne olacak ki; o yağmura… Bir iki saçak altına sindik… 

 Ama olmuyor; kader bizi, ikinci kez Çıtır Simit’e sokuverdi…

Oooooh umurumda mı dünya kabilinden; şööööyle cam kenarı bir masa seçtik… Hani kaloriferli bir odadan kar muhabbeti vardır ya; bizimki de sıcacık bir ortamdan yağmur muhabbetine dönüştü… 
Aman ne güzel cıvıl cıvıl gençler var. Biz gibi yağmur kaçkınları var… Genelde siparişlerimi biraz ayrıcalıklarla vermeyi severim. Onun içinde işin başındakine tarif ederim…
Tezgahta, enva-i çeşit; sütlü tatlılar, pastalar,  tatlılı tuzlulu kekler, kurabiyeler, börekler… Eh nar gibi kızarmış su böreğiyle çay, yakışırdı… Tezgah ustası:
-Abicim buyurun ne alırsınız?... Gayet kibar ve nazik…
-Börek güzel duruyor.Bir porsiyon… Yalnız iyi ısınsın… İki çatal, iki de çay…

-Hay hay abim emrin olur…
Aldık yerimizi… İkinci kez geldiğimiz yerin dizaynı harika… Yerdeki karolar Fransız sitili karolardan oluşuyor… Duvar kağıtları; kitap fotoğrafları ve çiçekler… Duvar aplikleri harika.  Kabaca çizgiler; ancak senin duygu dünyanı çağrıştıran tiplerden… Seçilen mobilyalar ve servis takımları güzel… İnsanın zevkini okşayan cinsten…
Çizgi üstü şeyler hep dikkatimi çekmiştir benim… Çaylar, börekler karnını doyuruyor da merakını gidermiyor...
Lezzet güzel; mekan güzel… Lezzet mi, mekan mı? Deseler… Acaba neyi seçmeliyiz?
-Mirim neden iki şıktan birini seçiyorsun?.. Lezzetli bir ürünü; güzel bir mekanda yemek daha güzel değil mi? İkisini birden seç. Hatta başka şeyler de ekle, memnuniyet skalana…
-Ne gibi? 
-İyi bir müzik, ısıtılmış bir ortam, arada bir hoş kokuların estiği atmosfer, garsonların nezaketi zarafetli duruşları, ve en önemlisi de fiyat… Çok sıradan bir fiyatlandırma olmamalı ama aşırıya da kaçılmamalı… Sıradan bir fiyatlandırma müşteri seviyesini aşağı çeker. Çıtayı zorlarsanız da elitler grubuna döner; müşteri kıtlığına düşebilirsin…

-Kahya Efendi bu saydıklarını çözmüş gibiler; onca kalabalık, herhalde biz gibi yağmur kaçkını değildi… 
-Tamam Mirim aman öyle olsun Akşehir’e öyle bir yer yakışır… Eeee başka neler gördün bakalım?..
-Sorma, merak dedim ya… Garson arkadaşa bir işaret çaktım; anında emre amade, hazır… “Buyur Abi…” 
-Oğlum burasının sahibi bir kişi mi?..
-Hayır abi… Birkaç kişi…
-Şu ortada teftiş eder gibi gıcır gıcır kahverengi  ayakkabı ile dolaşan arkadaş…

-Tamam abi… O birisi…
-Peki delikanlım onu bana çağırır mısın?.. “Hay hay Abi…” 
Kendinden emin; hem de hayrola ifadesi ile masamıza konuk oldu Hüdaverdi Bey… 
Merhabalaştık bir iki hoş beşle; kendisinin Konya Selçuk Kamu Yönetimi mezunu olduğunu öğrendik…
Tabi bu branş iki şeyi içerir eğitim sürecinde: İnsan Kaynakları bir; İşletme Yönetimi iki… Bu iki eğitime bir de romantik, ilkeli bir hassas yapı eklenince “ÇITIR SİMİT" ortaya çıkıveriyor… Konya kökenli franchising bir sistem olarak…
Eeee ne yaparsın? Simit, bizim insanımızın bir gerçeği… Koskoca iş adamı Rahmi Koç bile simitçiliğe başlamış.
-Aman Mirim güldürme beni.
-İnan ki öyle… Hem de NewYork’ta  Smith&Simith adı altında…
-Yaaaa… Olmaz olmaz dememek lazım… Yalnız ben şunu bilirim… Çocuğun biri aç. Cepte de simit alacak para; nanay, ok… Dilenmek de ağırına gidiyor… Tezgahta da nar gibi ÇITIR SİMİT’ler…  Simitçiye yaklaşır:
-Amca bu tezgah kimin? “Benim oğlum.”
-Ya bu simitler? “Onlar da benim oğlum.” Çocuğun gözleri bulutlanır ve hayretler içinde:
-Peki amca da sen neden bu simitlerden yemiyorsun?…
Evet, mesele oydu işte… Simidin var; neden yemiyorsun?..

-Kahya Efendi, simitçi ne yapmış o zaman?..

-Ne yapacak, sen olsan vermez miydin? “Verirdim kerataya bir tane yesin diye…”
-O da öyle yapmış işte…
Hüdaverdi Bey bayağı renkli bir kişiliğe ve dikkate sahip… 
-Hüdaverdi Bey, bizim buraya ikinci gelişimiz deyince…

-Biliyorum. Siz ve hanımefendi 7 Haziran’da  7 nolu masada idiniz…
Pes doğrusu! Oysa ben onu, hiç fark etmemiştim…
Esnaflığın ötesinde bir şey olduğunu fark ettim… En sonunda da şu yargısı işi çözdü:
-Hocam! Ben kendimin yiyemeyeceğini satmam; kendimin oturamayacağı yerde de müşterimi ağırlamam… Her müşteri benim için misafir mantığındadır…
-Hüdaverdi Bey bu kadar dikkat bu iş için biraz fazla değil mi?..

-Hocam ben yamaç paraşütü yaparım. Bu sporda; bazı şeyleri, detayları atlama şansınız yoktur.  Ben her olayıma bu titizlikle yaklaşırım…
-Eh ne yapalım; böyle iş partneri dostlar başına…

Bu yazı 1572 defa okunmuştur .

Son Yazılar