MİSAFİRLİK… ZİYARET…
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

MİSAFİRLİK… ZİYARET…

07 Ağustos 2018 - 12:30

Misafirlik, bizdeki anlamı ile İslam’daki anlamı farklı olan bir kavramdır… İslam, sefer ve misafirlik olayına farklı sorumluluk, imkanlar ve fırsatlar yükler. Oruçların ertelenmesi, namazların farzlarının sadece ikişer rekat olarak kılınması serbestisinin yanı sıra; zengin-fakir ayırmaksızın yolda kalmışsa zekat gibi karşılıksız bir yardıma müstahak olunması İslam’ın sefer-misafir ve yolcu olayına bakış açısını ortaya koyar…

Biz Türk milleti olarak; İslam’ın, bu misafirlik kavramını, ev ziyareti ile eşitlemiş bir toplumuz… Normal, sıradan ev ziyaretlerini dahi misafir hükmüne sokarız ve ona göre değer yükleriz.

Osmanlı dönemi; kapılarda, iki tane şak şak, kapı tokmağından dem vururlar. Biri irice, long long, şak şak diye pes perdeden ses çıkarır. Kapıya gelen ziyaretçinin-misafirin erkek olduğunun simgesidir. Avlu içindeki hanaydan, dış kapıya gelene kadar evin sahibi ona göre tedbirini alır ve kapıyı evin erkeği açar…

Şayet kapı tokmağından küçük olandan zarifçe, ürkekçe “şık şık şık deyû” ses duyarsanız; o zaman da ziyaretçinin hanım olduğu anlaşılır ki; evin erkeği kapı açmaya çıkmaz, evin sahibesinin işidir artık o andan itibaren.

Tabi şimdi ne var; elektronik ding donglar, kanarya kuş sesleri, en kabacası da zil… Aletler değişiyor emeller aynı : Evinize bir ziyaretçi geliyor; izniniz var mı?

Kapı çalar; her ev sahibinde bir telaş: Acaba kim geldi?.. Kimi çözdüklerinde neden geldi? Kim ve neden?

Genelde orta çizgide olan insanlar misafirlik-ziyaret yapmazlar. Ya çizgi üzerinde sağlıklısınız; avunacak yer ararsınız ve dahi kendinizi avutacak bir yer. Hem sağlıklı hem de varlıklı iseniz tatil yerlerine sıvışıverirsiniz de konu komşu, eş-dost, akraba, hını hısım tatilinizi sonradan öğrenir… El hasılı şu ki; sağlıklı ile varlıklının paylaşacağı şey kendi mutluluğudur seninle o ziyarette…

Çizgi altında olanlar ise; ya bir kederini-hüznünü, ya da bir problemini paylaşmaya gelir seninle. Göz nuru gönül süruru evladı, diken olmuştur; onun derdini konuşmaya gelir.

Ne sebeple olursa olsun misafir ve ziyaretçi senin çemberini daraltır. Sıkıntıları çözebilme erkin var; versen bir türlü vermesen bir türlü… Erkin yok, kahrolursun onunla birlikte; “Ah keşke C. Hakk bana da fırsatlar verse de sana yardım etseydim,” Der, artık kendini mi, karşındakini mi, ya da Rabbi’ni mi kandırmaya çalışırsın bilemem?..

İşte ziyaretler, bu meyanda gerçekleşir.

Şimdi telefonlar var; randevu imkanı kolay… Medeniyet ve teknolojinin olmadığı veya sana ermediği dönemleri düşün; ziyaret nasıl yapılırdı? Ya bir çoluk çocuk gönderirdin:

-Şayet uygunsanız annem-babamlar, bizimkiler size ziyarete gelecekler, der randevu alınırdı ya da…

-Ya da ne olacak Mirim çat kapı gidersin…

-İşte incelik burada başlıyor. Kahya Efendi ben sana önce bir ayeti kerime sunayım sen bir oku. K.Kerim’in sadece namaz-abdestten, Cennet Cehennemden ibaret olmadığını bir gör sonra sohbete devam edelim.

“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.” (Nur Suresi, 27)

“Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer "Dönün" denirse, siz de dönün, bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilendir.” (Nur Suresi, 28)

“İçinde oturulmayan ve sizin için bir meta (yarar) bulunan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, sakladıklarınızı da bilir.” (Nur Suresi, 29)

-Mirim ayet gayet açık. Bir arkadaşını ziyarete git. Evdekiler kapıyı sana açmasınlar; veya üstelik bir de kabaca sana “geri dönün” desinler. İnan ki; ben o eve bir daha adımımı atmam. Sen olsan atar mısın?

-İyi ama İslam’da özel hukuk, kişi hukuku diğerinden önce gelir. Belki ailenin durumu iyi değil; sana ikram edecek bir şeyi yok. Evi müsait değil. Her şey tamam belki o gün keyfi yerinde değil. Seninle hoş beş edecek durumu yok.

-Peki Mirim K.Kerim’de böyle bir ayetin ne işi olur?..

-C.Hakk K. Kerim’de insanoğlundan kaynaklanacak ne kadar potansiyel problem varsa onları kökeninden daha ortaya çıkmadan çözüm üretir. Yani suçların oluşmasından sonra ceza yerine; insanı, suça vebale günaha götüren şeyleri, eğiterek çözer. Herkesin hak ve hukukunu baştan tayin eder de insanoğlu çizgisini ona göre belirler.

Hem ayrıca sen haklısın; ben de bir eve ziyarete varıp da kapı açılmazsa, -burukmayı bırak- asla o eve bir daha adım atmam. Kime sordumsa aynı cevabı almışımdır. Asıl mesele burada başlıyor: Demek ki ben- biz, daha Kur’an ahlakıyla ahlaklanamadık…
-Mirim sahipsiz evler durumu nasıl olacak?
-Kahya Efendi asıl mülk Allah’ın. Tarla bahçe, ev saray köşk her neyse; bunlar bizim ömrümüzü aşan şeylerdir. Toplumlar göç eder; gayr-i menkul dediğimiz şeyler sürekli el değiştirir. Balkanlardan sürekli soydaşlarımız göç ediyorlar. Onların gayri menkulleri ne oluyor? Balkan Devletlerine kalmıyor mu? Kaotik dönemde bizden gidenlerin; Ermeni, Rum, Yahudi evleri ne oldu? Milli Emlak Müdürlüğüne kalmadı mı? Onları da su parasına satıp veya dağıtıp geçtiler. Suriye’den kaçıp gelenler yurtlarına dönemezlerse ne olacağını sanıyorsun?..
-Tamam Mirim şimdi anladım. Olaya bütün bakarsak netice şu demek ki, seni sevmeyen ziyaretine gelmiyor; ancak, sen sevmediğin birini misafir etmek zorunda kalabiliyorsun…
-Evet aynen öyle… K.Kerim’e dayalı Müslümanlık bence muamelatta; yoksa ibadetlerle-haramlar konusu her gönüle yatıyor da muamelatı içine sindirmek biraz zor… Asıl iman göstergesi o muamelat konuları…

Bu yazı 218 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar