MÜ’MİN Mİ?.. MÜSLÜMAN MI?..YA DA ÖBÜRLERİ…BİR DE SORU?..
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

MÜ’MİN Mİ?.. MÜSLÜMAN MI?..YA DA ÖBÜRLERİ…BİR DE SORU?..

28 Mart 2015 - 00:06

Sahne sanatçısını alkış; yazarı eleştiri ayakta tutarmış…

             Hele bir de mesnetli, rasyonel eleştirmen okurunuz varsa maddi hatalar bir yana, kuram hatası yapma şansınız yoktur… Kelimeleri kılı kırk yararcasına seçmek zorundasınız…Bu hassasiyet şahsiyetinizi aşar; okurunuz adına yaşamak zorunda kalırsınız…

Kendi kendime kırık dökük saydığım “İNTİHAR… HARAKİRİ… KAMİ… KAMİKAZE…” başlıklı köşe yazım; beni hayretler içinde bıraktı… Saygı duyduğum kişilerin bir kısmından hem beğeni hem de eleştiri aldı.

Dünyevi değerler için muteber saydığınız kişilere dikkat edersiniz… O kişilerin onay ve/veya retleri size yön verir…

Hani meşhur bir anekdot vardır: Vezir, pür telaş huzura çıkar.

-Hünkarım felaket! Niğde’de yangın çıktı. Padişah gayet temkinli: “Allah Kayseri’yi korusun.”

Birkaç gün geçer: “Hünkarım Edirne’yi sel aldı.” Padişah: “Allah Kayseri’yi korusun.” Böyle üç beş felaketin tesellisi Kayseri olunca; Vezir, sorar hikmetini… Padişah:

-Bre Vezirim bilmez misin ki, Kayseri’ye bir şey olur da onlar oradan bir dağılırlarsa ne senin sadaret ne de benim taht kalır…

Evet işte buradaki ölçü Kayserililerdir. Sadaretin ve tahtın ölçüsü Kayserililerdir.

-Mirim Allah aşkına bunu niye anlattın?

-Bak şundan. Her işin, her kişinin, her kavramın bir ölçüsü vardır… Değerin, bile ölçüsü vardır. Ölçülerimizin; en doğrusunu, İlahi kelama bakarak anlarız biz...  Bak örnek; Mü’min, Müslüman, Münafık, Kafir terimleri…Kur’ani terimlerdir…

 Kısaca; Mü’min: Allah’a ve O’nun meleklerine, peygamberlerine,kitaplarına, ahretine  ve kaderine, ibadetlerinin, bazı sorumluluklarının olduğuna inanmak.

Mü’min olmak için illaki Türkiye’de-Orta Doğu’da, falan filan yerde olmaya gerek yoktur. Milliyet şartı, köylü kentli olma şartı da yoktur. Dünyada en kalabalık insan grubunu “mü’minler grubu” oluşturur… Mü’min olmak için illaki İslam dini mensubu olmak da gerekmez… Hristiyan Yahudi veya başka dinlerden de olabilirsiniz. Hatta ATEİST bile olabilirsiniz. Ateistler Allah’a inanırlar… Onların derdi Allah adına vaz edildiği ve uygulandığı düşünülen şeriatıdır. Mü’minlerde sadece inanç vardır… Eylemlerinde nefsanilik ve keyfilik söz konusudur. Her türlü günah-vebale açık uçlu kişilerdir.

Müslüman; Allah’a, inançlarına bağlılığın ötesinde, eylemlerinde nefsanilikten, günah-vebale açıklıktan öteye; Allah’ın kitabında vaz edilen kurallara uyan kişilerdir.Tercihlerinde eylemlerinde bizatihi özgür iradesi ile kısıtlama getirebilen kişilerdir. Öyle toplum baskısı veya kanuni yaptırımdan dolayı değil. Onların eylemlerinde kul hakkı, adaletten ayrılmak, rüşvet, hırsızlık, haddi aşmak gibi olumsuzluklara rastlamazsınız. Onlar yani Müslüman olanlar TAKVA ehlidir.

TAKVA ehli denilince maalesef :“Şu adam çok takva ehlidir: İşte yedinci senedir üç ayları oruçla geçirir, namazında niyazındadır…  Bilmem kaçıncı hacc ve umresini yapmıştır,” kabilinden ölçüler değildir aslolan… Takva ehli; zayıflıklara direnebilendir... Rüşvet almayan, çalıp-çırpmayan, taahhüdünü yerine getiren kişidir. Kısaca maddi menfaati için virgül gibi kıvrılmayan kişidir ehli TAKVA olan. Hakiki Müslüman da odur. Yoksa; namaz-niyaz, oruç, hacc gibi şeyler seni günahtan korumuyorsa o ibadetin işe yaracağından şüphe etmek yerinde olur.

Kafir, bilindiği üzere Allah’ı otorite saymayan dünyayı kendi nefsi çerçevesinden gören kişidir. Böyle kişilerin dürüstlüklerinin ve hıyanetlerinin değeri bizi bağlamaz. O kendisi ile Allah’ın arasında olan bir olgudur…

Gelelim en çetrefiline: MÜNAFIK… Nifak değeri kimde varsa ona MÜNAFIK derler. “Konuşunca yalan konuşur, vadini taahhüdünü sözünü tutmaz, emanet edilene de ihanet eder.” Bu üç yargının her biri ve/veya hepsi  bir kişide görülür ise o münafıktır… Ona Müslüman denemez. Onun imanı da Allah yanında makbul müdür? Bilemem… O konu Allah’la kendisi arasındadır. Böyle kişilerin ibadetleri, dünyada işe yaramadığına, onu; edepli, ahlaklı, dürüst, vadini tutan kılmadığına göre, hırsızlık, uğursuzluk, rüşvetine mani olmadığına göre o kişilere Müslüman demek de mümkün görülmemektedir. Böyle kişiler her türlü nefsaniliğe günaha açık kişilerdir;  kafirlerden daha tehlikeli ve sinsidirler… Zira namaz-niyaz, cömertlik ve benzeri ibadetleri yapar görüldüklerinden o kişilerin tehlikelerinden korunma şansı kalmamaktadır…

Bu karakterde kişiler mevki makam sahibi olduklarında; adaletten ayrılırlar, adam kayırmak, adaletten sapmak, rüşvetle iş yapmak gibi günaha açık davranışta bulunabilirler.

Bu karaktere sahip bir kişi müteahhit ise; eksik-kusurlu üretime açık olabilmektedir. Her türlü rüşvet ile gerekli izinleri alıp kamu binalarını çok rahatlıkla kusurlu teslim edebilmektedir.  

Kısaca dersek; insanların imanları ve niyetleri gizlidir… Amelleri eylemleri açıktır… Kişiyi değerlendirirken ibadetlerinden ziyade; nefsani arzu, heva-heves isteklerine ne kadar direnebildiklerine bakılarak karar verilmelidir. 

İnsan faktörünün girdiği her işin ucunda da sapmaların olacağı hususuna dikkat ederek bunu sistemlerin sırtına sarmanın  ne kadar doğru olacağı hususunu da sizin insafına bırakıyorum.

Şimdi işin zor tarafına gelelim ve dostumuz Mehmet ATAKAN Bey’e soralım: Amel İman münasebetinde dünyada iki görüş var… Birincisi: Ehli Sünnet dediğimiz Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli ekol… Bunlara göre Amel İmanın parçası değildir. İman ayrı bir faktör Amel ayrı bir faktördür. Yani örneklersek: İçki içen, hırsızlık yapan, rüşvet alan veren günahkardır kafir değildir. İkincisi: Selefiler denilen;şuan günümüzde IŞID,DEAŞ,VAHHABİ,TALİBAN falan filan ekol… Bunlarda da amel imandan bir parçadır…Kişi hem Allah’a inanıp hem de günah işleyemez… Yani günah işleyen kafirdir.Acaba bu zor seçimde kararı ne olacaktır?

Aslında ben bu soruyu ve bu konuyu buraya taşımayacaktım. Neden derseniz? Bu konu, bu köşeyi aşar...

-İyi Mirim ; ona dokunma, buna bulaşma, şunu konuşma derken toplum bu hale geldi.Bırak böyle şeyleri toplum araştırır en doğrusunu bulur.

-Haklısın Kahya Efendi…Gel C.Hakka sığınalım en iyisi…Yarabbi bizi bize bırakma! Yarabbi, Sen’in burhanın, ikaz ve uyarın olmazsa -Yusuf peygamber bile olsan- yoldan çıkmaya hazır oluyorsun…  

Bu yazı 1339 defa okunmuştur .

Son Yazılar