OLUR MU?.. OLUR
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

OLUR MU?.. OLUR

23 Haziran 2015 - 00:38

OLUR MU?.. OLUR…

    Otobiyografi yazıları okumak, zordur; sabır ister…
    -Neden Mirim?..
-Neden olacak: İnsanlara kendinden bahsedersen dinlemezler; kendilerinden bahsedersen kulak kesilirler de ondan…
Haydi ya sabır…
    Yıl 1976… “Alavere dalavere Kürt Memet nöbete” diye bir kara mizah ironimiz vardır. Kimse alınmasın; gerçi hoş Kürtlük-Alevilik artık utanılacak ayrıcalıktan çıktı… Hatta övünç meselesine bile dönüştü...
İşte bu garibanı da Erzurum’un Olur İlçesine öğretmen olarak kakışladılar… Yıl 1976…
O zamanlar daha Kenan Paşamız 12 Eylül 1980 programlarını hazırlamakla meşguldü ve acaba idealizmle, ilkeliliği nasıl silindirden geçiririm hesaplarını yapıyordu. 12 Eylül 1980 İhtilali, başlı başına herkesin doğru yanlış savunduğu bir ilkesi vardı ve ülke adına onun mücadelesini verirdi. Çokça romantik idealizm; azca da realizmle günlerini gün ederdi toplum, bilhassa gençlik…
Bu meyanda şu an Mersin’de ikamet ettiğini öğrendiğim  Ege delikanlısı Ali Rıza Meşe ile yolumuz Olur’da kesişti…
Onca yerlinin arasında sipsivri ikimiz desek yeridir. Bir de benim birader…
Yerlilerden posbıyık Kazım Baba; Öğretmen. Tümay Hoca Edebiyatçı Müdür. Osman Meral; şimdi Bursa’da zannedersem… Nedim Hoca Milli Eğitim Müdürü… Ayhan Bey Halk Eğim Merkez Müdürü. Terzi İsrafil, Kahveci Muzaffer… Fotoğrafçı Adem Meral… Sonradan bir daha izine rastlamadığım Matematikçe Ramazan Bey… Biraz daha halk adamı idik; zira yüksek sosyete Şehir Kulubüne takılırdı… Ve her adını andığım da yad-ı maziye tutulduğum Yüksel-Günay hanımlar ve ailesi… Çok olgun bir Anadolu kadını anneleri ve Asker emeklisi babaları… Sedatlar, Vedatlar, Ümitler, Mecitler, Bülentler ve daha niceleri… Şimdi hepsi bir yerdeler ve koca koca insanlar oldular…
Gençliğinizde yaşantınız daima  bir çukurdadır. Sadece semayı görürsünüz ; etrafı göremezsiniz… Tabi bazılarının çukuru derin; bazılarının çukuru genişçedir… Ama  yine de çukurdur; bakış ufkunuz dikine ve ufkunuz tektir…
Olur’a Eylül ayında geldim. 10 Eylül 1976. İlk kar yağışında şok oldum… Kar bu kadar güzel olurdu; zannedersem insanını akça pakça eden de oydu… Beni şok eden de; o günlerde, aval aval bakıp hayran olduğumuz Buz Pateni gösterileri yayımlanırdı tv.de. Biz; paten sporuna mı? Yoksa tv. ye mi?… Ya da,
-Ya da, patencilerin fit vücutlarına mı bakıp hayal ediyordunuz Mirim?..
-Vallahi lafı ağzımdan aldın; aynen öyle… Hangisine hayranlıkla baktığımızın kargaşasını yaşıyorduk… 
-Mirim bunlarda şok olacak bir şey yok… Sıradan şeyler; orada ve o dönemde herkes için geçerli. Seni ne şok etti?..
-İşte bu tv. de yayımlanan buz pateni zengin sporunu, alımlı çalımlı kıyafetleri ve ayaklarındaki patenleri; Olur’un çocuklarının ayağında, soğuk demircinin, lama demirden kıvırıp elektrik kablosu ile bağladıkları patenlerle günlük hayatta kullandıklarını görünce şok oldum… Sıradan günlük olay; hepsi adeta denge abideleri… Günümüzde eminin patenle giderken cep telefonu ile mesaj çekiyorlardır…
Onlar, kar kışın çözümünü üretmişlerdi…  O şartlarla yaşamayı öğrenmişlerdi…  
İşte öyle günlerde bir Pazar kahvaltısı sonu üç beş arkadaşa yakalandık bekar evinde…  Gör kapı aldık, hoş beş, hal hatır; sorduk:
-Arkadaşlar süt mü içersiniz, yoksa çay mı? Tereddütler… Kimi der süt, kimisi çay…
-Yahu çabuk karar verin! 
-Neden acele ediyorsun Hasan Hoca?
- Çay içecekseniz demleyeceğim… Süt yeterli değil; şayet hep süt içecekseniz suyu ona göre katacağım süte, deyip gülüşüp  kendimizce çözüm ürettiğimiz yıllar…Beraber gülüşür; beraber ağlaşabilirdik… 
Ağlamak için sebepler aranmaz; onlar seni bulur… Gülmek için çareler arardık… Bektaşiliği inceleyen bir kitap edindik… Hem tarihi sürecini, hem de psiko-sosyal yapısını inceleyen, hem de  akabinde hacimlice Bektaşi fıkraları vardı kitapta…
Azizlikler, fukaralık, horlanmışlık, C.Allah’la uğraşmalar, özentiler, beğeniler, hevesler ne dersen de bulabilirsin Bektaşi fıkralarında…  Hatta hayatınızı ve bakış açınızı dahi şekillendirirdi o fıkralar… 
-Mirim örnek var mı?
-Var… Bektaşi’nin birine iki bardak şarap getirirler. “Baba erenler, tadına bak da; bunlardan hangisi iyiyse bir fıçı satın alalım.”
Seninki birinci kadehi yudumlar…
-Bu kötü! Der… Ağzı yüzü buruş kırış…
-Baba erenler, daha ikinciye bakmadın ki.
-Vallahi bundan kötüsü olamaz! Der… 
-Mirim, hani şu koalisyon çalışmalarına bir örnektir o; desene… İkinci seçeneği düşünmeden hemen birinci de işi kestirip atmak…
-Aynen öyle… Bizim milletimizin hasletidir maalesef… Fakirdir sermeyesi yoktur; kapitalist ayaklarına yatar. 
-Haydi komünistlik demeyelim zira kalmadı dünyada, sadece bizde var bir de Latin Amerika’da- Sosyalistlik taslar paylaşmaya karşıdır… Kendisini Müslüman zanneder Mü’minlikten öteye geçemez… Mü’minim der; sadece Allah’a  inanır, Peygamber öldü, Meleği göremez, Kitabı es geçer,Ahiret mi? Daha var, bekleye dursun… Kader mi, o da ne? Ben çalışır çabalar, işi hallederim; şiarıdır… Muhafazakar olduğunu iddia eder; liberal takılır… Liberal misin? Maazallah en muhafazakar odur artık. En radikal konuda lightleşir; zoru gördü mü çalı dolaşır. Pire için yorgan yakar; deve hörgücü ile geçer umurunda olmaz. Ateist olduğunu iddia eder; inanmadığı, yok saydığı Allah’la uğraşır…
-Mirim kestirmeden konuşsam… Eeeee olur mu? Olur, desem.
-Evet aynen öyle; olur mu olur, Kahya Efendi… 
 

Bu yazı 1668 defa okunmuştur .

Son Yazılar