RAHAT...
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

RAHAT...

18 Nisan 2015 - 00:58

Misafirliğe gidersiniz -gerçi hoş- ev sahibi veya sahibesi, size nereyi münasip görüp yer gösterirse oraya oturmak adet ve adaptır ya:
    -Hocam, lütfen şu koltuğa buyurunuz, dediler…
-Teşekkürler, ben şöyle bir kenara ilişseydim…
-Aman Hocam orası; hem ayak ucu, hem de o berger/koltuk rahat değil… 
Ölçüleri kişilere göre değişen bir kavramdır o: RAHAT… Çeşitli tür ve şekiller de karşınıza çıkabilir. Otobüs son modeldi ama koltuğu “rahat” değildi… Gece -nedendir bilemedim- rahat bir uyku çekemedim. Ayakkabım rahat değil… Allah rahatlıklar versin… Her şey tamam; damat da iyi, aile de iyi ama gönlüm bir türlü rahat değil… Aaaah şöyle yayıla yayıla rahat bir hafta sonu geçirmek istedim ama o telefon, bu telefon rahatımız kaçtı… Azizim düz dünyası yok her şey tamam oldu mu rahatınızı zedeleyecek bir şey mutlaka bulunur; ne demiş Peygamberimiz: “La râhate fi-d-dünya… Dünyada rahat yoktur…” 
Saymakla bitmez… Ama bir beyit var ki, Hz. Peygamberin hadisini bile aşıyor…
Osmanlı dönemi –hani huzursuz tipler vardır ya- huzursuz, geçimsiz bir adam varmış… Ardına yaklaşanı teper, önüne geleni ısırır; huysuz at gibi… Şairin biri de bîzar olur zat-ı muhteremden(!) en sonun da patlar:
Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzûr,
Vardı gitti dünyadan dayansın ehl-i Kubûr…
-Mirim rahatı anladık, anladık da; ev sahibi seni nereye oturtmak istedi?
-Tabi ki baş köşedeki koltuğa.
-Peki neden oturmadın?
-Bak şundan… Bir hocam vardı: Mustafa ÇUHADAR… Allah selamet versin… Konuyu öğretirsiniz;  öğretmensiniz… Bazıları da arada bir hikmetli bir söz veya şiir söyler, hikaye betimler… Bu öğretim değildir; bal gibi eğitimdir… Kadayıfın kaymağıdır o… Size öyle bir şekil verir ki; hassasiyetiniz, nezaketiniz, kibarlığınız taaa oralara dayanır da farkında bile olmazsınız… İşte o muhteremlerden biridir Mustafa Hoca. Bir dörtlük ki hayranım o ifadeye:
Tasaddur etmeyi sanma ki bir âlî nesebdendir,
Oturmak pây-i meclise, hayâ ile edebdendir…
Tasaddur eyledi Tebbet, çıkıp mâ fevk-ı İhlâs’a,
Biri medh-i İlâhi, biri zemm-i Leheb’dendir…
-Mirim; şöyle mi anlıyorum. Bir meclisin, oturumun, misafirliğin diyelim; baş köşesine geçip oturmayı yücelikten sayma… Mecliste ayak ucu tarafına oturmak, seni alçaltmaz; zira - uç tarafına oturmak haya ve edeptendir. Bak K.Kerim’e, sıralamada Tebbet Suresi, İhlas Suresinin üst tarafında bulunmaktadır. Oysa ki Tebbet Suresi Ebu Leheb’i zemmederken kötülüklerini anlatırken İhlas Suresi C. Hakkı methetmektedir.
-Sevgili Kahyam çok doğru anlamışsın çooook. 

 

Bu yazı 2538 defa okunmuştur .

Son Yazılar