RENKLERİN DİLİ...
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

RENKLERİN DİLİ...

05 Mayıs 2015 - 09:59

Kainatta olan her şeyin, kendisine özgü bir dili ve anlatımı vardır. Bizler deruni dünyamızda oluşturduğumuz kalıplarla onları algılarız. Tabi burada seslerin resimleri olan alfabeler değil sadece kastımız. Alfabeye dayalı dilin dışındaki ifadeleri en güzel bizim -eskilerin- hafiye, batılıların dedektif dedikleri görevliler anlar. Umulmadık yerlerden ip uçlarını yakalar ve kainatın fısıltılarını dinleyerek vak’ayı aydınlatırlar.
Bizler, tıpkı seslerde olduğu gibi renkleri de yaratamayız. Sadece seçeriz. Aman bakalım mektepli mektepsiz, alaylısından akademisyenine,  ölüsüyle dirisiyle sanat dünyamızı karşımıza almayalım ve haklarını teslim edelim. Biraz ondan biraz bundan öyle karışımlar yaparlar ki, öyle renklere ulaşırlar ki, ağzın açık kalır. Buna ne diyeceğiz. El paso. Tamam da o nesnelere o kabiliyeti, yansıma kabiliyetini sen mi veriyorsun?  Maviyi, başka bir şey yapabilir misin? Sadece üstünü kapatırsın, yok edersin; ya da piç.
Mantıkta bir konu başlığıdır: Tanımlanamazlar. Ne demek o? Tanımlanamazlar işte. Tanımlanamazlar. Bilirsiniz, ifade edemezsiniz. Lezzetler, yani tatlar, renkler, sesler, kokular. Peki bunlar hiç mi ifade edilemez?.. Hayır edilir. Nasıl? Değil’lerle ifade edilir. Doğrudan tanımları yapılamaz. Bir örnek versek: “Mavi nedir? Tanımlayınız. “Mavi, mavidir.” Dediğinizde; özne ile yüklemi aynı olan ifadeler tanımlanamazlar grubunda değerlendirilebilir. Tanımlarda özne ile yüklem aynı kelime olmaması gerekir. Hadi bir örnek daha: Kaşık nedir? Kaşık, yemek yemeğe yarayan bir alet. “Kaşık ve alet…” 
-Mirim, tamam anladım fazla izaha girme. Peki bu değiller nasıl oluyor?..  
-Şöyle: Mavi, kırmızı değildir, yeşil değildir, sarı değildir, masa-sandalye  değildir, uçak-tren, kuş değildir… 
-Dur dur yahu maviyi bulmak için ömür yetmez.
-Yaaa işte onun için bazı şeyler bilinir, tanımlanamaz.
Onları irfan sahibi olanlar bilir. Hatta kestirmeden giderek karar bile verirler fakat bazen isabet ettiremezler.
-Ne gibi? Bu biraz kapalı olmadı mı? 
-Açalım. 
Hoca’nın biri Cuma günü C. Allah hakkında vaaz-ü nasihatte bulunacak ya… Büyüklüğü,  yüceliği, rabbaniyeti falan. Bir ara: “Ey mü’minler bilin ki, Allah yerde değildiiiiiir, gökte değildir, sağda değildir, solda değildir…” Deyince baba erenler Bektaşimiz fırlar: 
-Tamam tamam, yok diyeceksin de dilin varmıyor.
Anlaşıldı ki, renklerin tanımları yok. Ancak bizim onlara yüklediğimiz bazı anlam ve ifadeler var. Alçak gönüllülük ve dengeyi simgelemeyi düşünüyorsanız “gri” takım elbise giyeceksiniz… 
-Mirim, hımmm bizim bürokratların niçin gri tonlarda giyindikleri anlaşıldı.Peki parlamenterler?.. “Lacivert” takımı çekip bir de “kırmızı” kravatları ne olacak? 
-Laciler otorite, sonsuzluk, verimlilik. 
-Tamam.Otoriteyi, verimliliği anladık…Sonsuzluk?.. 
-Ha o mu? Sayın Erdoğan  AK partiyi kurarken tüzükte onu bitirdi. Üç kereden sonra yok. 
-Eskiden nasıldı? 
-Sen doğardın birileri vekildi. Sen bastona bindin onlar hala vekil. Ya kırmızı kravat: Ataklık, azim. 
-Bu iş beni pek açmadı. Vekalete sınır. Şöyle daha uzun vadeli, olabilirse de, ebedi bir şey yok mu?
-Var: “Siyah…” Güç, tutku. Hem bak seni zayıf da gösterir. 
-Ben de, siyah bir takım elbiselik kumaş var. Bildiğin bir terzi var mı?
-Yok ama sen terziye varınca çocuğu var mı yok mu önce sor?.. 
-Anlamadım.
-Adam, terziye varır. Bana elbise dik. Terzi, kumaşı ölçer. Adamı ölçer. “Beyim bundan sana takım elbise çıkmaz.” “Neden? Öbür terzi çıkar demişti.” “O terzinin çocuğu küçük. Benimkine senin kumaştan ilave bir pantolon çıkaramıyorum. Benim kerata büyük…”
“Sarı” neşe, canlılık… “Yeşil” huzur… “Mor” asalet… “Turuncu” neşelilik açıklık. 
-Ya “kahverengi?..”
İngilizlerin meşhur Başbakanı. Hem de Nobel  ödüllüsü olan. Winston Churchill. Akşam ofisten ayrılacağı zaman özel sekreteri : “Beyefendi bir adam geldi. Bekledi, bekledi. Size bu kartı bıraktı gitti.” Başbakan sorar: “Üzerinde nasıl bir elbise vardı?” Zihnini yoklar özel sekreteri : “Kahverengi takım elbise efendim.” “Geç onu! “Kahverengi” giyenden beyefendi olamaz.” Doğru mudur? Bilemem. Takdir sizin… Kahverengi, toprak rengi. Belki zatı muhterem(!) Deniz Bakanı olduğu dönemde söylemiş olabilir.
Ya gelinliklerimiz: “Beyaz.” Saflık, masumiyet, temizlik... Arada bir “kreme” kaçan gelinlikler görürseniz de gelin hanımın saflığına verin. Aklınıza başka bir şeyler gelmesin…

 

Bu yazı 1661 defa okunmuştur .

Son Yazılar