SAYIN DEMİREL…Dr.Sadettin BİLGİÇ… DALKAVUK…
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

SAYIN DEMİREL…Dr.Sadettin BİLGİÇ… DALKAVUK…

25 Haziran 2015 - 00:00

SAYIN DEMİREL…Dr.Sadettin BİLGİÇ… DALKAVUK… 

Sayın Demirel için söylenecek çooooook şeyler bulursunuz…
Onunla çok mücadeleler vermiş ve saf dışı kalmış bir kişidir Dr.Sadettin Bilgiç… Epey bir zaman önce bir otobiyografisi geçti elime de yıllar şerit şerit sıralandı gözümün önünden.
-Aman Mirim yıllar yıllar yıllar deyince yaşın ortaya çıkacak…
-Boş ver varsın çıksın. Hem hanımların yaşı sorulmazmış… Bak kitaptan çok orijinal bir bölüm… DALKAVUK… 
Dalkavuk, kelimesi için -gerekmez ama- şöyle bir sözlüklere göz attım:
      Kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse.
      Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kimse, gibi tarifler var.
Kısaca kişinin, işinin yolunda gitmesi, bir işin kendi arzusuna uygun olması, bir kurumda veya kişisel ilişkide kendisine tanınan konumun sürmesi için, kendisinden üst durumda olan kişilerin her arzusuna boyun eğmek, görüş ve düşüncelerini tartışmasız onay-lamak.
Özel çıkar sağlamak amacıyla; bunu sağlayabilecek olan kişilere aşırı saygı ve hayran olduğu izlenimini verecek şekilde yaranmaya çalışan kimse. TDK Sözlüğünde eş anlamlı kelimeler olarak: Şaklaban, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak zikrediliyor. 
-Mirim buna kestirmeden “münafıklık” falan desek. 
-Tam tarif uymaz da benzeşen tarafları vardır. Riyakâr tarifi tam oturur. Yani samimi değil sahte duruş sergilemek. 
-Mirim bilirsin ben pek kavramlardan hoşlanmam. Örnek lazım.
-Var. 
Hz. Ali Efendimiz. Ali el-murtaza. 
-Ali’yi anladık da. Murtazâ? 
-Murtazâ: Allah’ın kendisinden razı olduğunu açıkladığı kişi demek. 
-Yani şöyle mi Mirim? Hem Allah’ın razı olacağı işleri yapan; hem de Allah’ın senin hakkında yaptıklarına razı olan mı?
-Evet. Aynen öyle. İşte öylelerinden Allah razı olur. Öylelerine de murtaza; Allah’ın razı olduğu kişi denir. Yoksa filmler veya tiyatrolardaki -hafif tahkir kokan- Bekçi Murtaza Efendi anlamında değil. 
-Ne olmuş Ali Efendi’mize? 
-Bir gün Hz. Ali Efendimiz, katırla yolda giderken bir mürai-dalkavuk- önüne çıkar…Katırın yularından tutar ve:
-Ya Ali! Sen ki,Allah’ın arslanısın. Rasûlünün damadısın. Sana hiç, katır yakışıyor mu? Sen ki, küheylanlara layıksın…Der.  
-Eminim Hz. Ali Efendimizin damarından girmiştir. 
-Yoook işte o öyle değil. 
Hz. Ali Efendimiz dünya edebiyat tarihine geçecek cevabı vermiş:

-Bak Efendi. Benim katırın dört tane “asil huyu” vardır. 
-Mirim, yalaka her halde pis pis sırıtmıştır. Babası eşek anası at olan da asalet ha.
-Dur, dinle! İşi gargaraya getirme:
-Benim katırım bende olmayan huyları bana yakıştırmayacak kadar doğrudur. Bu biiiir. Kendisine nimet vereni tepmeyecek kadar hak tanırdır…Bu ikiiiii. Kendisine saldırandan kaçmayacak kadar cesurdur…Bu üüüüç. Kendisinden kaçanı arkasından kovalamayacak kadar da âlicenap ve soyludur.Bu da dört. İşte bu dört huyunu sevdiğim için bu katırla yolculuk bana zevk veriyor. Onur veriyor. 
-Mirim yalaka,  dalkavuk ne tepki vermiş acaba?..
-Vallahi bilemem de azıcık iz’anı, insafı olan bunu anlar…Kuyruğunu apış arasına alıp gitmiştir eminim.
-Zannedersem her halde öyle olmuş. 
-Mirim bu olay sadece İslam toplumunda mı var?
-Hayır. İlk ve Orta Çağ’da da var. Derebeylerinden birisine palyaçosu -yani yalakası  dalkavuğu-  kalabalık bir günde kendisine lütufta bulunmasını ister. Derebeyi de kendisine yaklaşmasını söyler. Bir iki adım atar. Huzurdadır. 
-Daha yaklaş. 
Bir iki adım daha atar. 
-Daha, daha, daha yaklaş.
İyice yaklaşır. Aralarında bir karış mesafe kalır. Derebeyi bu arada ağzında biriktirdiği tükürüğünü şaaap diye dalkavuğun yüzüne yapıştırır. Yalaka şaşırır! Derebeyi:
-Benden bir lütuf talep etmiştin ya. 
-Evet.
-İşte sana lütuf. Bundan daha ikramlı bir atiyye lütuf senin için düşünemiyorum.
Tükürsen yüzüne gökten yağmur yağıyor, kabilinden döner ve dışarı çıkar… Yalakanın da yalakaları yok mu? 
-Elbette vardır. 
-Yahu kardeşim!Ne diye bu adamı çekersin?.. Hakaretlerine katlanırsın. Aşağılamalarına göz yumarsın. Bırak git be adam.
-Olmaaaaaaz. Ben bir yıllık kazancımı, ailemin nafakasını bu beyzadeden karşılıyorum. Görmüyor musunuz balıkçıları? Parmak kadar küçücük balık için ıslanmadık yerleri kalmıyor. Ben yılda üç beş, arada bir ıslanıvermişim onun da o kadar önemi yok. 
-Mirim, e pes doğrusu yani. Ben diyecek bir şey bulamıyorum. Susmak bazen en iyi cevap oluyor değil mi? 
-Sen bilirsin işini. 
-Konuyu anladım. İstersen bir tane daha. 
-Olabilir.
Bir ağa, kedisine dalkavuk alacaktır. Joker… Her işe yarayan cinsten. İlan edilir. Mülakat günü ve saati gelir, çatar. Herkes kuyruk. Ön kayıt sırasına göre çağrı başlar. Tabi ki, tek seçici ağadır. Diğer zevatla birlikte ağa ilk dalkavuk adayına şöyle bir ithamda bulunur:
-Efendi CV’ni inceledim ama sen, pek dalkavuk gibi görünmüyorsun.
-Aman efendim. Olur mu? Ben 3 sene falan adamın 2 sene filan beyzadenin dalkavuğu idim.
-Tamam efendi, lafı fazla uzatma.Çık dışarı!.. Mübaşire seslenir: 
-İkinci gelsin. 
Yine aynı..
-Efendi. Sen dalkavuk gibi görünmüyorsun… 
-Aman efendim öyle şey olur mu? Ben 5 sene falan adamın dalkavuğu idim. Şu kadar master yaptım. Bu konu da doktoram var. 
Tamam efendi.Lafı geveleme.Çık dışarı!.. 
Diğeri gelsin. Hep aynı…Çık dışarı!.. Diğeri gelsin. On, on beş kişi elenir de elenir. Ağa ümitsizliğe kapılmak üzere iken biri girer odaya. Sırası gelmiştir.
-Efendi sende pek dalkavuk tipi yok. 
-Doğrudur efendim, bana pek yakıştıramazlar zatıâliniz gibi. 
-Bu işi pek kıvıramayacak gibi duruyorsun.
-Doğrudur efendim de. Saye-i şahanenizde öğrenirim efendim. Ağa ne dedi ise altından girer üstünden çıkar. Adam adeta sakız. Hem de kenger sakızı. Gel gelmez, çık çıkmaz, git gitmez cinsten. Ağa mübaşire seslenir: 
-Efendi ben dalkavuğumu buldum sıradakiler öbürleri beklemesinler.    
-Mirim güzelmiş. Az ve öz cinsten. Peki bu dalkavuk peykesi ne men şey? 
-Kahya Efendi, eskiden at eşek katır zamanı. Arabalardan da at arabası fayton zamanı. 
-Şu ara sıra nostalji faytonları değil mi?
-Evet. Onların bir arka koltukları vardır. Oraya ağa oturur.
   -Hani şu küçük dağları ben yarattım büyükleri babamdan miras kaldı tavırlı oturulan yer değil mi?
-Tamam işte tam orası. Onun karşısında şöyle bir karışçık kadar açılır kapanır bir tahta oturak vardır. Oraya oturan hem ağanın aşağısında kalır hem de büzülerek oturur. 
-Eeeee bak gayrı.
-İşte o tahta oturağın adına DALKAVUK PEYKESİ adı verilir. Bu peykede oturanın, ağaya dalkavukluktan başka bir görevi yoktur. 
-Tamam. Hem de tastamam anladım. Siyasetin kaynamaya başladığı şu dönemde her halde şöööyle bir göz atıversek epeyce bir…
-Kahya Efendi bugün de ben seni kurtarayım. O konulara girme. Bak sana edebi mi edebi, tarihi mi tarihi bir DALKAVUK Şiiri servis edeyim de gör. 
Şiir 1960’lı ve 1970’li yıllarda Sayın Demirel’in AP (Adalet Partisi) ağır toplarından Sayın Dr.Sadettin Bilgiç’in babası  Müftü Sadık Bilgiç Beyefendinin.  Takdir tamamen sizlere ait. Çok veciz olduğuna inandığım şiiri sizlerle paylaşmaktan ve şairi Müftü Sadık Bilgiç’e rahmet Dr. Sadettin Bilgiç’e de hayırlı ömürler dilemek en yakışanı olacaktır. Kısa ve yakın dönem siyasi tarihimize; Sayın Demirel’e tuttuğu ışıktan dolayı da Dr. Sadettin Bilgiç’e de ayrıca saygı duyduğumu belirtmek bana onurdur. 
Sayın Demirel Hakk divanına çıkmaya hazır; günahı da sevabı da kendine… C.Allah bize iz’an versin…
Haydi şiire bakıverelim o halde… 
DALKAVUK
Sen ne müthiş bir belasın, yok benzerin ve eşin,
Çıkarcılık, yalancılık, dalavere hep işin.
Kim ki, ikbal ve iktidar koltuğuna otursa,
Durumundan faydalanmak kudretinde olursa,
Hemen ona yanaşırsın el etek öperek,
Vay Efendim,Vay Sultanım, Beyim, Paşam diyerek…
Daha neler neler söyler ve ne diller dökersin,
Şakıyarak bülbül gibi onu okşar översin,
Mevki sena1 anlamına gelen elfâzı 2 kelimât 3
Sıralarsın hep onların cümlesi boş türrehât4,
Her işine, sözüne dersin: Aynı kerâmet,
Yokken asla hiçbirinde bir zerrecik isabet…
Onun hesap ve namına sağa sola ürersin.
Nezih,üstün insanlara sıkılmadan söversin.
Koltuktaki, bu sözlerden kabardıkça kabarır.
Unutarak kulluğunu “Allah oldum ben.” Sanır.
Tek başına bir ülkeyi idareye kalkışır.
Şirretlikte, şeytanlıkta, Fir’avunlarla yarışır.
Faydalanıp bu halinden koparırsın menfaat
Ya bol para, ya bir mansıp5 kesbedersin şetâret6
En sonunda hep bu yüzden koltuk çöker, kırılır,
Kalmaz ikbal ve iktidar, ondan sade dert kalır.
Sen o zaman gizlenirsin, badireden7 kaçarsın,
Yeni gelen kişilerden güçlü bir dost ararsın,
Nefret sana ey dalkavuk, ey iktidar güvesi,
Şeytamatlar, mel’anetler, menfaatler yuvası… 

Müftü Sadık Bilgiç.Yıl: 1965

1-Sena:Övgü.
2-Elfâz:Sözcükler.
3-Kelimât: Keli-meler. 
4-Türrehât: Saçma sapan. 5-Mansıp: Görev maka-mı. 6-Şetaret: Sevinç, Neşe. 7-Badireden:Sıkıntıdan

Bu yazı 2188 defa okunmuştur .

Son Yazılar