YAKIN TARİHTE GEZİNTİ…
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

YAKIN TARİHTE GEZİNTİ…

15 Nisan 2015 - 00:39

Pantolonu, üzerine kalıp gibi oturmuş; kıç cebinde akıllı telefonu sokulu olan bir gence, bu yazıyı anlatmak zordur… Güzel ülkemiz nerelerden nereye geldi…
    -Mirim sms’ler, e-mailler, tweet’ler sosyal dünyamızı aşıp resmi dünyamıza bile girdi. Allah-u alem pek yakında, -iletişim başta olmak üzere- bazı sorunlarımızı, robotlar üstlenecek umarım… 
    -Kahya Efendi, ben “manyetolu telefonları” hatırlamam… Kısmen, sadece PTT’lerde idi… 1976 Erzurum Olur ilçesinden…Çevirmeli telefonları iyi hatırlarım… Çevirirsin hani tırrt-tırrrrt-tırrrrt sesi olanlar. “Telefonu çevirdim” deyimi oradan kalmadır. Kısa süre sonra “tuşlananları” çıktı. Aman ne müthiş gelişme; her mahalleye telefon gelebildi, Özal rahmetlinin yaklaşımı ile. Sonra numarayı gösterenler, digitaller, akabinden mobilleri…
    Bu iletişim imkanları yokken; resmi-yarı resmi “tellallar” ve halk arasında da “okucu”lar vardı… Alınıp satılacak bir malınız varsa ikindi namazı sonrası halkın kalabalık bir anında duyuru yapılırdı. Düğünler için de “okucu teyze” ye mahalle listeleri verilir; falan mahalleden İbişler’in Hesna Hanım, filan mahalleden Yağızlar’ın Mehmet Bey, şuradan Karamani Süleyman Efendi gibi… O teyze de gider o gür, etkin, sevecen sesi ile olayı duyurur; düğün sahibinin coşkusunu, aynen yansıtırdı. 
-Mirim desene günümüz kelime yığını kuru sms’lerinden daha samimi idi…
-Eh kısmen… Hatta bazı kırsal kesimlerde; düğünler için davetlinin yakınlığına göre “gömlek” falan konur ve düğün günü daha bir temiz gelmesine kapı açılırdı…
-Mirim bu adet akraba çemberi daraltılıp yine birbirlerine “dürü” adı altında değiş-tokuş yapılarak, düğün günü giyilecekler hediyeleşiliyor… Pek bir değişeni yok gibi… Mirim konu bu mu bugün?..
-Hayır. Geçenlerde Polis haftası nedeni ile Mevlit Merasimi yapılacak Ulu Camide… Akşehir’de… İkindi Namazı önü. Saat dört için hazırlığımızı yaptık ve ailece katılalım dedik… Saat 15.50 de alt komşumuz telefonla-cepten- aradı… Beş dakika, kısa bir görüşme için izin istedi.  Olabilir, dedik… Ziyaret başladı; üç-beş, on derken; kahveydi tatlıydı derken, oldu mu saat 16.30…
-İşte Mirim, cep telefonu gadri bu. Eskiden numaraları göstermeyen telefonlar devrinde;  tam buna benzer, kapıdan çıkma vakti olsaydı ve telefonun çalsaydı, o telefon açılmazdı. “Amaaaan ya bir angaryadır  ya da vakitsiz bir misafirdir.” Diye… Haksız mıyım?.. Peşi sıra çocuklarımıza “Evlatlar dürüst olun aman haaaa.” Der bir de dürüstlük satardık. Ha ne oldu sizin mevlit?..
- Gittik…Namaza ancak yetiştik. Namaz sonrası müezzin efendi; o Hicaz’ın yakıcı, Uşşak’ın hüzünlü perdesi “La” sesinden bir perde dik “si” sesinden “Hüzzam” okudu aşrı şerifi… Yaklaştım.
-Siz burada mı görevlisiniz?  “Hayır.” 
“Neredesiniz? 
-Müftülük Camisinde…Bu camiye mevlit için geldim…
 Allah Allah adam konuşurken “Hüzzam” konuşuyor… Sesi öyle demek ki…
Tamam adresi almıştık. İlk fırsatta öğle namazına oradayız artık… Namaz sonrası genç delikanlı En’am suresinden  iki ayetçik okuyuverdi: 
“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkar edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar. Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun Katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz.” (En'am Suresi,1-2)
Namaz sonrası gönüllere esenlik oluyor; hem gönlünüzü, hem de aklını doyuruyor. Aşrı şerif, hafiyyen kılınan namazlara da yakışıyor haaaa. İmam-Müezzin arkadaşlara duyurulur… 

 

Bu yazı 1393 defa okunmuştur .

Son Yazılar