ZEKİ… ZEKİ ALASYA… KENAN PAŞA…
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Hasan Basri HÜRATA

Hasan Basri HÜRATA

İNCEDEN NOTLAR

ZEKİ… ZEKİ ALASYA… KENAN PAŞA…

11 Mayıs 2015 - 17:21

Şuna emin oldum ki; çok samimi şartlarda bir şeyler karalayıp, içimden geçenleri dile getiriyorum, yalakalık ve hakaret etmeden… Bunun  yanı sıra da, okumak zahmetindeki eş dost ise, beni katlayacak kudrete sahipler yazmakta… Zeki Alasya yazısı bunu gösterdi bana… Ne yalan söyleyeyim bulunduğumuz sitenin öyle binli sayılara ulaşan okunur biri değilim; ama anladım ki, okuyanım çok dolu ve nitelikli… Onun için kılı kırk yarmak gerektiğini birkaç kez dile getirmiştim, okura olan saygımdan dolayı diye…
Hani malumdur; bencileyin acemi amatör bir şair Abdülhak Hamit’e bir şiirini gönderir… “Üstad şu şiirimi değerlendirir misiniz?” Usta şair bakar: Dil berbat, mantık zayıf, duygu yok. Orayı çizer, burayı karalar, şurayı düzeltir… Ama olmuyor… En iyisi şiirin altına şöyle not düşer: “Evladım siz bu şiiri saklayınız. Meşhur olduktan sonra çok rahat yayımlayabilirsiniz.”
Gelelim konuya… Sık sık söylerim bizim “anadilimiz” sacayağı gibidir. Orta Asya’ya dayanan kısım ve kelimeler ile İran topraklarının mirası Farsça ve Orta Doğu-İslam tesiri Arapça ağırlıklıdır. Git gide hisse oranı artar vaziyette de Latin –Batı kökenli gramer ve kelimelerden oluşmaktadır. Sacayağından çıkıp, dikdörtgen bir masa misali dört bacaklı olma yönündedir. Tabi bu hal ne övünç ne de utanç vesilesi olamaz. Bu bir gerçekliktir…
Günlük hayat ile aristokratik, elit bir yaşam ve akademik bir dünya;  şayet on beş bin kelimeyi aşar bir hale yükselirse bu dörtlü beşli altılı dil gruplarından da yararlanması gerekmektedir…
Bunca ön söze ne gerek vardı… Malum ya; meramımı anlatmak becerisi, bende bu kadar…
Bizim anadilimizde uzun ses yoktur. Daha doğrusu Arapça-Farsça ve Latin kökenli kelimeleri maalesef  görmezden gelerek sadece Asya kökenli kelimeler üzerinden dil ve ifadede diretildiği için dünyayı algılamamız da kısır hale geliyor… Bizim masanın diğer üç ayağının kelimeleri, hem var; kullanıyor, -duygu ve düşüncelerimizi bunlarla anlatıyoruz- hem de o kelime gruplarını yok sayıp, hükümlerine telaffuzlarına saygısızlık ediyoruz maalesef…
İşte bir örnek: ZEKİ kelimesi… Arap kökenli bir kelimemiz…  İkinci hecesi uzunca ZEKÎ… Ayrıca iki ayrı kelime… Biri: (  زكا   )Keskin “z” ile yazılanı “ZEK”  Artmak. İyi olmak.  Zenginleşmek. (  زكى  ) “ZEK” Artırdı. Düzenledi. Temizledi. Övdü. Tezkiye etti. Malının zekatını verdi. Zeki insan dediğimiz zaman ise; artıran, düzenli olan, temizleyen, öven, korunan hataya düşmeyen, zekatını veren anlamına gelmekte… 
(  ذكاء  ) peltek “z” ile yazılanı “ZEK”:  Zeki olmak. Alevlenmek. Tutuşmak. Enerjik olmak. Çabuk kavramak. Ermek. Olmak. Pratik olmak. Bir işi kestirmeden yapmak…
Şimdi soralım bizim “zeki”ler bunlardan hangisi… Mesela ZEKİ ALASYA bunlardan hangisi… Nefsini ruhunu aklını tezkiye edenler ve gerçeklere uyanlardan mı? Korunanlardan mı? Yoksa işini iyi yapan, çabuk davranan, ateşlenen gruptan mı? 
Gelin bir de tarihe göz atalım. Efendimiz (s.a.v) Mekke’de hiç yabancısı olmadığı bir ortamda ki-hepsi hısım akraba kabilesindendi- onlarla beraber yaşadılar. Hepsi Mekkelilerdi… Ta ki nübüvvet görevinden sonra insanlar mü’min-müslüman, müşrik,kafir, Hristiyan, Yahudi, Mecusi, Hanifler gibi gruplara tanımlandılar…

Medine’de bir grup tanımı daha çıktı: Münafıklar… Münafıklar;  kafir, müşrik, Mecusilerden ve diğerlerinden   daha tehlikelilerdi…
Biraz beriye gelelim. Selçuklular ve  Osmanoğulları döneminde; Müslüman, Yahudi, Hristiyan, ve diğerleri Ezidiler-Yezidiler, Süryaniler  iç içe idi ve kimse dininden dolayı ayıplanmazdı. Milliyetinden ırkından dolayı ayıplanmazdı.
Gelgelelim İmparatorluktan Milli Devlete dönüşen Türkiye’mizde Milliyet ve din unsuru hassasiyet kazandı… Ama bu hassasiyeti Laiklikle kıracaklarını zannettiler. Devletin kısmen laik olabileceği belki zihinlere oturuyor ama şahıslara oturmadı; oturmaz da… Bizim yasalarımızda Allah’a inanmamak suç değil…Saldırmak da suç değil; ta ki toplum rahatsız olana dek… Zeki Alasya’ya, kendi tercihi olan dini inanışına karşın; devlet, 1998’de  Devlet Sanatçısı payesi verdi… Devlet laikliğini göstermişti…
Bak 9 Mayıs 2015 Kenan Paşa’nın ölüm günü… Kenan Paşa, gündeme düştü; Zeki Alasya güme gidiverdi… Kırılan küpün yanında çömleğin değeri olmazmış… 
Devleti ile milletinin devekuşu karmaşası yaşayan ülkemizde; kişileri, vebale sokmamak için daha sağ duyulu olmaya çağırdığınızda kimilerince alkışlanırken, kimilerince de tenkit edilmeye hazır olacaksınız… 
Nazikane beni uyaran ve tepki veren tüm dostlarıma saygı ve sevgilerimi izhar etmek benim boynumun borcudur… 

 

Bu yazı 1591 defa okunmuştur .

Son Yazılar