Misafirsiz Haneler
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
İdris DOĞAN

İdris DOĞAN

Misafirsiz Haneler

08 Eylül 2018 - 19:54

Geçen akşam yatsı sonrası, mahalledeki dostlarla bizim apartmanın önüne kadar geldik. Kendilerine: “Çay olur mu bilmem, ancak az önce ocakta süt vardı, size ikram edebiliriz.” diye teklifte bulundum biraz da ısrarla. Misafirim olup süt ikramına razı edemedim kendilerini.
O zaman müsaade edin, ayaküstü -tam kırk yıl olmuş- size bir hatıramı aktarayım dedim. Sağ olsunlar dikkatle, nezaketle dinlediler.
Kırk yıl önceydi. Türkçe Öğretmeni olarak Bingöl’e atanmıştım. İl içi tayinlerinde Karlıova yolu üzerindeki Ilıcalar Ortaokulunda, üzerime müdürlük de eklenerek görevlendirildim. Okulların açılmasına az bir süre kalmıştı. Önceki yıllarda da kullanılan, ahırdan bozma, okulu eğitim-öğretime hazırlarken birkaç gün içinde memurumuz Selahattin Bey ve hizmetlimiz Süleyman Efendi ile haşir neşir olmuştuk.
Aradan bir hafta geçmişti, bizim halkla nasıl bir ilişki ve iletişim kuracağımızı meraklarından olacak Selahattin Bey, yöre halkı kendisine Sadık derdi bana: “Hocam, az aşağıda yolumuz üzerinde yaşlı ve hasta bir Abdullah Amcamız var, kendisini ziyaret etmek ister misiniz?” diye sordu. “Tabiî, niye olmasın?” dedim.
İşlerimizi toparlayınca akşama doğru ziyaret için okuldan çıkıp yamaç aşağı inmeye başladık. Üç dakika sonra, en çok elli metrekare olan deprem konutunun önüne ulaştık.
Kapıyı tıkladı Sadık, evin kadınları geri çekildiler ve biz içeri girdik. Bana göre tam bir piri fani… Yer yatağına -şilte de diyebilirsiniz- gözleri kapalı, oldukça zayıf , ak saçlı aksakallı bir yaşlı boylu boyunca uzanmış, yatıyordu.
Selam verdik. Selamımızı kısık bir sesle aldı ve sesine aşina olduğu için Zazaca: “Hoş geldiniz Sadık, buyurun.” diye mırıldandı. Sadık kendisine: “Hacı Amca, yanımda ortaokulumuzun yeni müdürü var, birlikte sizi ziyarete geldik.” diye Türkçe seslendi.
Hacı Amca göz kapaklarını hafifçe araladı, olduğu yerden doğrulmaya çalıştı. Rahatsız olmaması, öyle kalması için istirham etmeme rağmen, arkasını yastıklarla desteklediler yarı oturur pozisyonuna geldi.
Elini öptüm, kendimi tanıttım, şifalar diledim. Ziyaretimiz dolayısıyla pek memnun, pek mutlu olmuştu. Yaşlı hasta adam adeta bir anda dirileşip kendine gelmişti. O esnada göz pınarlarından birkaç damla gözyaşının aksakalının üzerine süzüldüğünü fark ettim.
Sormadan edemedim: “Hayırdır Hacı Amca, niye hüzünlendin?” Yine kısık, ancak çok iyi duyacağımız bir sesle: “Çok korktum Hoca Efendi, çok korktum…” dedi. Ben şaşkın: “Hayırdır inşallah!” deyince anlattı meseleyi.
O gün, Hacı Amca’yı bizden başka kimse ziyaret etmemiş. “Bugün kimse gelmez, yarın öbür gün de uğrayan olmaz da evimiz üç gün misafirsiz kalırsa, halimiz ne olur diye endişelendim Hoca efendi. Onun için üzülüp hüzünlenmiştim. Sizlerden Allah razı olsun, büyük bir sıkıntıdan kurtardınız beni. Zira Hz. Peygamber’in (sav): ‘Bir eve üç günden fazla misafir uğramazsa, o evden korkulur.’ buyurduğunu söyleyip hanelerimizde misafir kabulü hususunda büyüklerimiz titizlenir ikaz ederlerdi bizleri.”
Şaşkınlığım daha da arttı. Üç hafta, üç ay, üç yıl değil; bir evin üç günden fazla misafirsiz kalması ne kadar korkutucu, ne kadar ürkütücü idi ki; ziyaretimiz bu hasta ve yaşlı adama sevinç gözyaşları döktürüyordu. Allah’ım, ne sarsılmaz bir imandı ve onun gereği ne samimi bir hayat tarzıydı bu...
Merak edenler için yazıyorum. Abdullah Amca sonradan sıhhatine kavuştu ve zaman zaman mihraba geçip bize imam oldu Ilıcalar camisinde.

Bu yazı 746 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar