SAMİRİ'NİN PUTU, TEVHİD ve TEKBİR
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
İdris DOĞAN

İdris DOĞAN

SAMİRİ'NİN PUTU, TEVHİD ve TEKBİR

10 Eylül 2019 - 18:59

Ömrü hayatında baştan sona Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamaya çalışmamış, Allah Resulü hakkında zerrece bilgi edinme zahmetine katlanmamış cahil cühelanın İslam’a ve İslam’ın kutsallarına saldırIlarının; güçleri ve yürekleri yetmediğinde ise Müslümanların hutbesine, vaazına, duasına, namazına, niyazına karışmaya; hatta kendi tanrılarını, açıktan veya gizliden dayatmaya kalkışmalarının bir endazesi kalmadı.

Samiri’yi bilirsiniz, önünde Hz. Musa, hemen yanı başında Hz. Harun gibi iki peygamber ile birlikte olmuş, onlarla iç içe yaşamış o nasipsizi… Hz. Musa’ya tabi olarak Mısır’dan çıkmış ve Firavun’un zulmünden kurtulmuştu. Ancak, zavallının bilinçaltı temizlenemeyecek kadar karmaşık ve berbattı. Aklını, gönlünü Allah’ın ortaksız ve tek olmasına asla yatıramamış ve yaptığı altından buzağı heykelini, yani putunu -Hz. Harun’un bütün karşı çıkışlarına rağmen- kavmine ilah diye yutturmaya kalkışmıştı. Sonuç, elbette kendisi ve akılsız taraftarları için eşi görülmedik horluk ve hüsrandır.

Günümüz Samirileri, inanın kendisine taş çıkartacak kadar ileri düzeyde. Allaha eş koşup yeni tanrılar türetmede, kabul etmek gerekir ki, Samiri ciddi bir bilgi, emek ve çaba sarf etmiş; sanatının bütün sınırlarını zorlamıştı. Günümüz Samirileri için iş çok kolay. Zira, Müslümanların kutsallarını, değerlerini hepsini yakıp yıkacak müthiş tanrılarını, tanrıcıklarını bütün imkânlarını seferber ederek allayıp pullayıp kendi tapınaklarının envanterine katıp gönüllerinin en müstesna yerinde sergileyerek sahipleniyorlar. Kiminin konumu, kiminin kurumu, kiminin kasası, kiminin kesesi, kiminin lideri, kiminin şeyhi, kiminin hocası, kiminin kocası, kimimin yapıtı, kiminin nesebi, kiminin mezhebi…

Samiri putunu yutturmaya kalkışmıştı, bunlarınki tam anlamıyla dayatma. Yakın ve uzak çevrenize dikkatle bakınız, yığınla sapkının envai çeşit tanrısını göreceksiniz. Bunu, açıktan ya da gizliden yapıyorlar, bir de sureti haktan görünen bir Müslüman kisvesiyle…

Putçuluk zehrinin tek panzehiri Kur’an-ı Kerim’in en temel tezi olan ‘tevhid’dir. Tevhidin başı ise ‘tekbir’… İslam öğretisinin ve vahyin vazgeçilmez temeli Allah’ın birliği, yani ‘tevhid’ inancıdır. Samiri Allah’a inanıyor, Hz. Musa’yı ve Harun’u peygamber olarak kabul ediyor, fakat Allah’ın tek oluşunu asla kabullenmiyor, Allah’ın bazı sıfatlarını yaptığı heykele vererek Allah’ın ulûhiyetini parçalamaya kalkışıyordu. Kur’an, baştan sona ‘tevhid’i kökleştirmeye çalışır ve bunun parolası olan ‘tekbir’i yani ‘Allah-u Ekber’ nidasını ısrarla tekrar eder.

Tekbir üzerine kafa yormaya çalıştım. Mesele beni, bir günde tekrarladığımız tekbirlerin sayısına götürdü. Şöyle bir düşünüp saydım. Beş vakit ezan ve kamette altışar defa, namazların edası esnasında her rekâtında altı defa… Yani günde kamet, ezan, namazlar, buna salât-ı vitir de dâhil, ‘üç yüz bir’ defa ‘Allah-u Ekber’ diyoruz, üç yüz bir defa...

Denir ki, fikir insana hastır, aynen sabır ve şükür gibi; ne var ki zikir, varlıkların ortak özelliğidir ve bunu her yaratılan kendi lisanı hal ile yapar. Evet, zikirlerin en güzeli, namaz sonrasındaki tesbihat ve onların arasında söylenen Allah-u Ekber lafzıdır.

Bu mübarek lafzın dışında günde bu kadar tekrarlanan başka bir söz var mıdır bilmiyorum? Israrla, tekrarla yapılan ‘tekbir’lerin elbette büyük bir önemi ve gerekçesi olmalı Müslüman için. Hem baksanıza, çok sevindiğimiz, çok üzüldüğümüz, çok hayret ettiğimiz zaman hemen Allah-u Ekber dökülüyor dudaklarımızdan.

Kul olma duygusu ile yaratılan, üstün bir güce tapma ihtiyacı duyan insanoğlu, geleceğine dair elindeki yetkiyi o gücün sahibine, bilerek isteyerek teslim eder ki, bunun en önemli kanıtı ‘tekbir’dir. Bilindiği gibi, bütün kutsal kitaplarda en üstün güç, en büyük otorite yalnız ve ancak Allah’tır. İslam’da Allah’ı ilah olarak görmenin yegane yolu, öncelikle O’nu olduğu gibi kabulden geçer ki, bu kayıtsız şartsız tasdik demektir.

Tekbir tasdikin mührü; kıyamın, rükûnun, secdenin özüdür. Tekbir, hayatın alâmet-i fari­kasıdır. Onun izi ve etkisi bütün hayatın bütün alanına yansır. Ekonomik sorunların çözümünde, ticarette, bilimde, kültürde, sanatta en büyük Allah’ı kabul etmektir, tekbir. Siyasi hayatın belirlenmesinde en büyük Allah! Aile düzeninin kurulmasında; konu komşu, hısım akraba ilişkilerinde en büyük Allah! Sosyal ilişkilerde, en büyük Allah! Hukukta, kılık kıyafetin şekillenmesinde, eğitim süresinde ve sürecinde en büyük Allah!

 İşte mümin, imanının gereği bütün dünyaya ilan etmek üzere günde üç yüz bir kere tekbir getiriyor. Ne muazzam yineleme ve ne muhteşem yenilenmedir bu. Eğer, Müslüman yeryüzünde Allah'tan başka büyükler ka­bul edip onlara itaat etmeye mecbur kalıyorsa ve onları Allah makamına yükseltiyorsa, Allah dışında kendisine birtakım büyükler edinerek Allah’a yapılması gerekenleri onlara yapmaya kalkışıyorsa; bilinmelidir ki, o kişi aslında ‘Allah-u Ekber’i ifadesini yürekten söylemiyor ya da söylediği halde hayatında ve davranışlarında onu tekzip ediyor demektir. Bu hal, imanda sahteciliğin ta kendisidir. Hayata Allah'ı egemen kılmaya mani ne kadar nefsanî, şeytani sistem varsa onu reddederek Allah'ı bir tek kılmak, saf ve samimi bir müminlik alametidir.

Yeryüzünde sadece kendisini yetkili ve büyük göre­n sahte tanrıların, tanrıçaların korkulu rüyası, müminler tarafından Allah’ın en büyük kabul edilmesi ve adının sürekli anılmasıdır.

Bilir misiniz, Allah'ın büyüklüğünü hatırdan hiç çıkarmamak ve hayatın sonuna kadar, günde üç yüz bir kere tekbir getirerek O’nu yüceltmek aslında bir ahde vefadır ve sadakattir. Ken­disine itaat, kulluk edilecek tek varlık Allah'tır. O’ndan başka İlah yoktur; O’ndan başka sözü dinlenecek, O'ndan başka hatırı ka­zanılacak varlık yoktur. İbadetin, duanın, niyazın sadece kendisine yapılacağı; imdadın, yardımın sadece kendisinden isteneceği tek varlık O’dur.

O zaman şöyle demek lazım. İkide bir Müslümanların ibadetine, duasına, niyazına, hutbesine, vaazına karışmayı adet haline getirenler, eğer samimi iseler, kendi tapınaklarında, kendi tapınma yöntemleriyle, kendi tanrılarının adını anıp yüceltme yolunu arayıp bulmalıdırlar.

 

                                      

Bu yazı 197 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar