GÖNÜL BAHÇESİ
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Yunus Fatih SAĞ

Yunus Fatih SAĞ

NOTLAR

GÖNÜL BAHÇESİ

09 Ekim 2015 - 09:46


Gönül çalabın tahtı,
Çalap gönül’e baktı
İki cihan bedbahtı,
Kim gönül yıktı ise
Gönül kırmamak için kinden, nefretten uzaklaşmalı. İnsanı hiçbir zaman kırmamak, incitmemek gerekir. Maddi şeyler kırılınca birbirine eklemek yapıştırmak mümkündür. Ama kırılan kalbi tamir etmek, parçalarını toplayıp birleştirmek çok zordur.
Bir kudsi hadiste: “Yere göğe sığmam; mümin kulumun kalbine sığarım” buyrulmuştur. 
Hz. Musa (a.s.) Cenâb-ı Hakk’a bir ilticasında; “Yâ Rabbî, seni nerede arayayım?” dedi. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Beni kalbi kırıkların yanında ara.” Yunus Emre’nin deyişiyle; gönül yıkan insan iki cihanda da bedbahttır. Bunun için; 
“Hor görme derviş fakiri, hor görüp kılma nazar, 
Kalbinin köşesinde, rahmet-i Rahmân gezer” denmiştir.
İnsan maalesef en çok gururundan ve kibrinden kaybediyor. Mevlânâ Hazretleri ne güzel buyuruyor:
Taş yeşermez geçmiş olsa da nevbahar,
Toprak ol da bak nasıl güller açar.
Taş gibi idin çok gönül kırdın yeter,
Toprak gibi ol; üstünde hoş güller biter.
Kibir ve gurur; bu iki silah, yerinde kullanılmaz ise insanı baş aşağı götürebilir. Keşke nefsin heva ve hevesine kapılıp gönülleri yıkmasak. Anadolu’da yol boyundaki çeşmelerde şu yazıyı sıkça okuruz:
Bak şu çeşmenin haline su içecek bir tası yok,
Kırma kimsenin kalbini yapacak ustası yok.
Tabii ki asıl önemli olan bizi kıranı, üzeni affedebilmek. Her şeye rağmen “Hayat güzeldir”diyebilmek. Keşke kaldırımlar gibi bizi kırana, üzene hiç ses çıkarmasaydık. O kaldırımlar değil mi ki her türlü derde müptela olurlar, çiğnenirler, tükürülürler de yine de ses çıkarmayıp onca ezaya, cefaya katlanırlar. Çünkü onlar, Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle “Çilekeş yalnızların annesi”dirler. Büyük zâtlar, insanlardan gelen kahır ve çilelere sabretmekle yüksek makamlara erişmişlerdir. Onların nazarında insanlar Allah’ın yarattığı eşref-i mahlukat oldukları için her ne olursa olsun katlanılmaya, sabır gösterilmeye layıktırlar. Zira hatasız kul olmaz. Unutmayalım ki beyaz gülün de gölgesi vardır.

Yine buyrulmuş ki;
Bir bahçeye giremezsen; 
Durup seyran eyleme.
Bir gönül yapamazsan; 
Yıkıp viran eyleme.
Bir insana yapılacak en güzel iyilik, onu Allah için sevmektir. Sadakaların en güzeli ise mahzun bir gönlü samimi ve sıcak bir tebessümle sevindirmektir. İyilik kalbe nur, gönle sevinç verir.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Kâbe’yi tavaf ederken şöyle buyurmuştur:
“Sen ne güzelsin, kokun da ne hoştur, sen ne kadar büyüksün, hürmetin de çok büyüktür! Allah’a yemin olsun ki mü’minin hürmet ve kıymeti senin hürmetinden daha büyüktür. Şüphesiz Allah Teâlâ sende her şeyi haram kıldı, seni haram bölgesi yaptı, fakat mü’minin üç şeyini haram kıldı; malını, kanını, şerefini. Bir de mü’min hakkında kötü zan beslemeyi yasakladı.” (İbn Mâce, Taberânî, Beyhakî, Tirmizî) 

Onu yıkmak istersen çok kolay, tek bir söz kâfi gelir. Ancak yapmaya çalışırsan, tüm dünyayı bir araya getirsen dahi yeterli olmaz. Akifimizin benzetmesinde olduğu gibi:

Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen;
İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,
Ancak hadi gel yapalım geri şunu desen;
Bir Sinan gerek bir de Süleyman gerek. 

Dertlilere derman, yetimlere, biçarelere deva olabilmek, gönlü kırıklarla, yaralılarla beraber olmak, hiç kimsenin alışveriş etmediği dükkânlara gitmek gibi bir şeydir. 
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz; “Mü’min o kimsedir ki; diğer insanlar onun elinden ve dilinden salim olurlar” buyurmaktadır. 
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“Dilinin fazlasını tutan ve malının fazlasını infak eden kimselere müjdeler olsun.” Zira insanın selameti, dilinin muhafazasındadır. Malını infak eden içinse dünya ve ahiret saadeti vardır.

Kalpleri Kâbe olarak görmeli, emaneti gerçek sahibine vermeli ve sadakat ehli olmalıyız. Kâbe’yi yıkmaya niyetlenen fil ordusunu Allah Teâlâ’nın nasıl helak ettiğini düşünürsek; Kâbe’den daha şerefli diye ifade olunan mü’min kulun kalbini kıranın cezasının nasıl olacağını tefekkür edelim de ona göre kalp kırmamaya dikkat edelim ve yıkmak bir tarafa kalp nasıl yapılırın gayreti içinde olalım.
İnsanı iki şey öldürürmüş: Sevmediği insanın silahından gelen mermi, sevdiği insandan gelmeyen ilgi.Allah (c.c.) Hz. Musa’ya, Firavun’a giderken yumuşak lisanla konuşmasını emrederse, bir de mü’minin mü’mine nasıl konuşması gerektiğini bir düşünelim. Gül peşinde koşarken papatyaları ezmemeye dikkat edelim. 
Son sözü yine Yunusumuza bırakalım: 
Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül..
Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül..
Başın olsa da yüksek, gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek, yolu incitme gönül…
Mevla verince azma, geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma, külü incitme gönül..
Dokunur gayretine, karışma hikmetine
Sahibi hürmetine, kulu incitme gönül..
Sevmekten geri kalma, yapan ol, yıkan olma
Sevene diken olma, gülü incitme gönül..
Konuşmak bize mahsus, olsa da bir güzel süs,
Ya hayır de ya da sus, dili incitme gönül.

Bu yazı 5380 defa okunmuştur .

Son Yazılar